10 Eylül 2010 – Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı

0

Atilla Aytemur

Asya’nın uzak mı uzak uç mahallesinden, bir ergenin nükleer kabadayılığı dünyayı sıkı bir deprem sikletinde ard arda sallasa da, bizim buralarda zihinleri meşgul eden ve “ne olacak bu işin sonu” dedirten mevzu çok başka.

Yine bir referandumla karşı karşıyayız.

Bu defa, siyaseten hayli mühim ve kıyısından köşesinden ilgili hiçbir devletin, toplumun, partinin ve grubun kayıtsız kalamayacağı bir adım, sınırdaşımız, dostumuz ve kardeşimiz Kürtlerden, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden geliyor.

Mesud Barzani kararlı görünüyor

Her ne kadar işler yeni yeni kızışmaya başlamış olsa da, Mesut Barzani başkanlığındaki Kürt Bölgesel Yönetimi 25 Eylül 2015 tarihindeki bağımsızlık referandumuna gitme kararını ta yazın başında, 7 Haziran 2017’da duyurmuştu.

Zaman su gibi aktı ve Eylül ayına girdik. O tarihe yaklaşık iki hafta kaldı. İçeriden ve dışarıdan yarışırcasına itiraz eden edene. Tonu giderek yükselen bu itirazlara rağmen Barzani seçtiği yolda direnmeye devam ediyor. Herhangi bir erteleme olmaksızın bölge halkının katılımıyla referandumun zamanında yapılacağını döne döne yineliyor.

Hattâ Barzani bağımsızlığın kazanılması sonrasında başkanlıktan çekileceğini de şu son günlerde açıkladı.

Bazı sorular var

Bölgeye nizam vermekle meşgül küresel güçler, yani ABD ve Rusya, hattâ Almanya, referandumun yapılmaması veya en azından şimdilik ertelenmesini istiyor. Ama bunu sağlayabilecekler mi, çok şüpheli görünüyor.

Irak’a sınırdaş olup kendileri de büyük Kürt nüfuslarını barındıran ve bu sorunla yıllardır uğraşan bölgesel güçler, yani İran ve Türkiye, diplomatik uyarı sınırlarını aşıp askeri bir müdahale yoluyla referandumu önlemeye girişebilir mi? Herkes bu tür soruların cevabını arıyor. Kendileri için yaklaşmakta olduğunu düşündükleri “bölünme riski”ni bu yolla “bertaraf” etme girişimlerine, Büyük Devletler bir tepki verir mi, yoksa bir süreliğine seyirci mi kalırlar; bu da akılları meşgul etmeye devam ediyor.

Türkiye serinkanlı

Barzani yönetimiyle epey zamandır iktisadi ve siyasi bakımdan son derece yakın, etkili ve karşılıklı fayda içeren bir ilişkiyi sürdüren Türkiye’nin, diplomatik karşı çıkışının ötesinde, askeri bir adım atmayacağı az çok kestiriliyor.

Hattâ PKK’nın izlediği (ve büyük can kaybına yol açan) silâha dayalı siyasal çizgiyi hesaba kattığında, Türkiye’nin bu gelişmenin Kürt yurttaşları üzerinde yaratacağı sonuçları olumlu gördüğü de ileri sürülüyor.

İran yerinde zor duruyor ama…

Ya İran, öyle mi? Uzun zamandır devrede olan bir Şii kuşağı yaratma stratejisini tam göbeğinden koparma ihtimali son derece yüksek olan bu Kürt hamlesine, İran seyirci kalacak mı?

İran’ın sesinin bu konuda baştan beri Türkiye’den fazla yükselmesinden de, Kürt referandumundan en rahatsız olanın bu ülke olduğunu anlıyoruz.

Ama, başta ABD olmak üzere bölgeyi patronajı altına alan Büyük Güçlerin gözünün içine baka baka İran’ın fiili bir saldırı ve işgale girişmesi de çok kolay görünmüyor. Öte yandan, hiç olmayacak bir şey gibi yaklaşmanın da doğru olmadığı, bölgenin siyasal tarihiyle ve bu ülkelerin meşrebiyle pek uyuşmadığı, birçok kesimin ortak kanaati.

Bu kadar soruna batmışken, Suriye ne yapsın!

Suriye’de bu iki ülke kadar Kürt yok, ama hüsrana dönüşen Arap Baharı, burada yaşanan iç savaşta bir biçimde Kürtleri öne çıkardı. IŞİD terörüne karşı mücadelenin ve iç savaş şartlarının sunduğu fırsatları iyi değerlendirdiler.

Büyük Güçlerden aldıkları politik ve askeri destekle, nüfuslarının çok üzerinde ve tarihen kendileriyle alâkalı olmayan kimi bölgeleri de kapsayan geniş bir alanda hakimiyet oluşturdular. Şimdi oralarda hayli değişik ve demokratik bir yönetim sistemi oluşturduklarını ileri sürüyorlar.

Hal böyleyken, yani kendi Kürtleri kantonal zincire dayalı bir nevi devletleşmenin eşiğine gelmişken, Suriye’nin savaş ve katliam yorgunu Esat rejimi, Irak’ın kuzeyindeki bağımsızlıkçı gelişmeden ilâve bir rahatsızlık duyup, aktif bir karşı çıkış gösterebilir mi? Yaygın kanaat bunun hayli zor olduğu yönünde.

Irak ne yapsa olmuyor

Kadim medeniyetlerin beşiği olan, cetvelle çizilmiş topraklarından büyükçe bir parçanın “kopmak” üzere olduğu Irak’a gelince…

Evet, bir zamanlar sınırları cetvelle çizilmişti. Mandatörler, şeyhler, krallar, darbeler, askeri zorbalar geldi ve geçti. Savaşlar, çatışmalar, kıyımlar, isyanlar, idamlar, daha neler neler… Ama sular bir türlü durulmadı. Sünniler yönetimden gitti, Şiiler geldi, ama yine olmadı.

İran yanlısı merkezî Irak’ın sesi çok çıkıyor, ama Kürtleri çaresiz bırakan bütün gelişmelerin müsebbibi de esasen onlar. Artık toprak bütünlüğü tezlerinin, anayasa ihlâl ediliyor yakınmalarının ikna ediciliği pek kalmadı.

Etnik dar görüşlülük ve mezhepçilikle, buraya kadar

Çünkü ülkenin son 2005 anayasasını Kürtlerle birlikte yaptılar. Ama IŞİD Kürtlerin bölgelerine saldırdığında koşar adım kaçarak onları yalnız bıraktıkları ve silah vermedikleri, herkesin hafızasında çok taze.

IŞİD belasına karşı başları sıkıştığında Kürt peşmergeleri yardıma çağırdılar, ama sıra petrolden ve bütçeden haklarına düşen payı vermeye gelince, yıllarca haklarını ödemeyip onları açlık ve yoksulluğa mahkûm ettiler. Irak’ın etnik ve mezhebi çeşitliliğini dikkate almadan, Arap ve Şii çıkarları üzerinden ülkeyi yönetmekte ısrar ettiler.

Ayrıca, Saddam’ın gidişinden beri fiilen bağımsız devlet gibi çalışan Kürt bölge yönetimini çökertmeye çalıştıkları da kimse için bir sır değil. Bütün bunlara rağmen Kürt bölgesinde çevresine göre dikkat çekici bir huzur ve güven ortamının hüküm sürdüğü, herkesin ortak gözlemi.

Irak yönetiminin ilâve ekonomik ambargo uygulayabilecek imkânı, askeri müdahalede bulunabilecek kendine mahsus gücü ve takati var mı? Çok şüpheli.

Başta Kerkük olmak üzere, petrol ve doğal zenginlikleri bilinen vilayetleri elinden çıkarmak istemediği çok açık. İran’a ve onun bölgedeki milislerine güvenmeden herhangi bir adım atabilir mi? Bunun sözü edilse bile hayata geçirilmesi zor görünüyor.

İran her şeye kadir değil

IŞİD’in tasfiyesi sonrasında yeni ve kanlı bir iç savaşa, Kürt-Arap, Sünni-Şii çatışmasına girişmeyi bölgenin hükümetlerinin göze alması kolay bir şey değil. Irak’ın İran’dan açık destek almadan böyle bir işe girişmesinin ise intihardan farkı yok.

Halen sahada çok sayıda Haşdi Şabi gibi silâhlı İran milisleri bulunsa bile, böyle bir hamlenin kendisine müdahale için zemin yoklayıp fırsat kollayan ABD’nin arayıp da bulamadığı bir durum olduğunu, İran gibi köklü bir devletin görmemesi de mümkün değil.

Sorular çok ama uzatmanın anlamı yok!

İç savaşa girişmeden bir halkın kaderini belirlemek

Eğer yukarıda sorulan ve sorulmayan soruların muhataplarından olağanüstü bir önleyici hamle gelmezse, iki hafta sonra Irak kuzeyinin Kürtleri ile bölgenin azınlığı olan diğer halklar sandık başına gidip kendi iradelerini ortaya koyacaklar.

Hem de silaha başvurmadan, çatışmadan ve kan dökmeden. Barışçı yollardan…

Barzani yönetimine ve referandum yapılmasına muhalif Kürtler ile bağımsız bir Kürt devletini kendileri için riskli bulan farklı etnik, dini ve mezhebi topluluklardan bazıları, olumsuz yönde oy kullanacaklarını ifade ediyor. Az sayıda oldukları da söylenemez. Ama genel kanaat bölgedeki seçmen çoğunluğunun tercihinin bağımsızlığın kabulü yönünde olacağı.

Sorunun hem içinde hem dışında

Bu yazıda asıl paylaşmak istediğim PKK’nın, yöneticilerinin ve yan kuruluşlarının bu bağımsızlık referandumuna nasıl yaklaştığı.

Biliyoruz, PKK Türkiye kökenli bir örgüt olmakla beraber, Kürtlerin bulunduğu ülkelerin hepsinde partisi, muhtelif kuruluşları, kampları, silahlı güçleri bulunan bir yapılanma. Merkezi karargahı Irak’ta, İran sınırına yakın Kandil’de. Ayrıca, Türkiye sınırına yakın çok sayıda askeri kampı bulunuyor.

BM’nin uhdesinde bulanan ama fiilen bu örgüt tarafından yönetilen bir mülteci kampı da söz konusu.

PKK her ne kadar 1978 itibariyle Türkiye’de kurulmuşsa da, baştan beri politik vizyonu Türkiye’yle sınırlı kalmadı. Kürtlerin bulunduğu bütün ülkelere dair iddialı görüşler ileri sürdü, hepsinde silahlı siyasal faaliyeti ve örgütlenmesi söz konusu. Bölgesel bir örgüt durumunda.

PKK “Hayır” derken…

Bu bakımdan, kendisinden hayli farklı bir yol izleyerek Kuzey Irak Kürtlerini bağımsızlığın eşiğine getiren KDP’nin ve lideri Barzani’nin bu referandumuna PKK’nın nasıl yaklaştığını görmek ve anlamak da, meseleyi bir bütün olarak değerlendirmek bakımından yararlı olacak.

İlk açıklama KCK eş başkanı Cemil Bayık’tan geldi. News Channel TV’ye konuşan Bayık “bağımsızlığın bir hak olduğunu ancak toplumsal alanda yaşanan sorunlar yumağı içerisinde referanduma gidilmesinin başarı getirmeyeceğini” ileri sürdü. Referandumu “içerideki ve dışarıdaki sıkışmışlığın sonucu” olarak gören Bayık, bununla birlikte “referandumun demokratik bir hak olduğunu” da kaydetti, buna “kimsenin de karşı çıkmaması gerektiğini” ilave etti (www.nerinaazadi.com.net, 13.06.2017).

Kısa bir süre sonra PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan’dan yeni bir açıklama geldi. Aynı kanalın (News Channel TV’nin) “Ülkeden” isimli programına katılan Kalkan, “Kürdistan bölgesinde yapılacak bağımsızlık referandumunun propaganda amaçlı olduğunu” öne sürdü. “Kürtlerin devlete ihtiyacı olmadığını” savundu. Söz konusu referandumun aslında “PKK’yi toplumun gözünden düşürmek için yapılmak istendiğini” iddia etti. Hattâ “Kürdistan bölgesinin referanduma ve bağımsızlığa hazır olmadığını” iddia ilave etti. Biraz da tersten Marksist teori dersi (!) verdi. “Devlet bir baskı ve sömürü aracıdır…O nedenle önemli olan devlet olmak değil, önemli olan toplumun kendini örgütlemesi ve yönetmesidir” dedi (www.nerinaazadi.com.net, 20.06.2017)

16 Ağustos 2017’de ise PKK’nın Irak Kürdistan bölgesindeki örgütlenmesi olan Kürdistan Özgür Toplum Hareketi (Tevgera Civaka Azadiya Kurdistan) Kerkük’te yaptığı resmi açıklamada bağımsızlık referandumunda ”hayır” diyeceklerini ve bu yönde kampanya yapacaklarını duyurdu. Açıklamayı eş başkan yardımcısı Tara Hisen yaptı.

Açıklamada ”Güney Kürdistan iktidarı, özellikle de KDP’nin yönetiminde yaşamış olduğu başarısızlık ve yenilgiyi gizlemekle beraber, aile ve parti çıkarlarını korumak için halkın gündemine referandumu koymuştur” iddiası yer aldı.

Buna ilaveten “Mesut Barzani’nin amacı referandum yoluyla kanuni olmayan iktidarını uzatmak istemektedir… Bu karar kanuni olmadığı gibi, bir parti kararıdır. Aynı zamanda referandum konusunda siyasi bir mutabakat oluşmamış, içeride ve dışarıda bunun alt yapısı hazırlanmamıştır… Referandum süreci var olan sorunları çözemeyeceği gibi, var olan tehlike ve krizleri de çoğaltabilecektir… Referandumun milliyetçi ve mezhepçi çatışmalara neden olmaması için bugünden itibaren halkların ve inançların birliği kurumlaştırılmalıdır” şeklinde eleştiri ve görüşler dile getirildi (www.tr.zernews/2017/08/Pkk-kurdistan-bagimsizlik-referandumu-resmi-aciklama.htlm).

Bitirirken, referandumun bölge Kürtlerinin yararına ve barışçı sonuçlar üretmesini diliyorum.

Bu yazı Serbestiyet web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

Comments are closed.