1 Haziran 2022 – Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesi, XIII. Dönem, 16. Toplantı – Silahı Seçmek

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Temasını ‘Alman Edebiyatında savaş ve barış’ olarak belirlediğimiz Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesi’nin XIII. Döneminin 01.06.2022 Çarşamba günkü on altıncı ve sonuncu toplantısında Görkem Yeltan bizlere Judith Kuckart’ın (1959- ) hayatını, Atölye’nin konusu olan Silahı Seçmek (1990) adlı kitaba esin kaynağı olan bir filmi, dönemi,hem filme hem de kitabailham veren kişiyi tanıttıktan sonra Atölye katılımcılarının tartışmasına açtı.

Yazar, dansçı, koreograf ve rejisör Judith Kuckart 1959 tarihinde Ruhr bölgesi kenarındaki Schwelm’de doğar ve büyür. Freie Universität Berlin’de edebiyat ve tiyatro eğitimi alır ve Else Lasker-Schüler üzerine yüksek lisans teziyle tamamlar. Tez konusunun seçimi yazarın sıradışı yaşamını dışa vuran bir çalışma olur.

Elisabeth ‘Else’Lasker Schüller 1869 yılında doğan Alman şair ve oyun yazarıdır. Avangart modernizm ve dışavurumculuğun edebiyattaki seçkin temsilcisi olarak kabul edilir. 1932 Yılında Heinrich Von Kleist Ödülü’nü kazanır. Yahudi olduğundan Naziler tarafından fiziksel olarak taciz ve tehdit edilince Zürih’e gider ancak orada çalışamayarak 1934 yılında Filistin’e gider, ardından da 1937’de Kudüs’e yerleşir. 1938 Yılında Alman vatandaşlığından çıkarılır, 2. Dünya Savaşı Judith Kuckart. Aşlayınca Avrupa’ya dönüşü engellenir. Bohem yaşamı ve eksantrik modası Kudüs’teki hayatını da zorlaştırır. Edindiği parayı bir kerede harcama meyli nedeniyle sokaklarda aç ve evsiz kalır ve 1945 yılında Kudüs’te ölür.

Kuckart, aldığı temel eğitimin üzerine Essen’de, Folkwang Üniversitesi’nde dans eğitimini tamamlr. 1984 Yılında ücretsiz bir profesyonel grup olan Skoronel Dans Tiyatrosu’nu kurar ve 1998 yılına kadar on yedi prodüksiyon gerçekleştirir. 1999 Yılından bu yana serbest yönetmen olarak çalışır. 2021 Yılında, uzun bir aradan sonra eski Skoronel topluluğuyla yeniden çalışmaya başlar.

Kuckart’ın ilk romanı olan Silahı Seçmek (Wahl der Waffen) 1990 yılında Dumont tarafından yayımlanır. Bu yayın eviyle çalışmalarını sürdürür. Dumont 2022 yılında yazarın yeni romanı Görünmez Kafe’yi (Caffé der Unsichtbare) yayımlar. Aşkı Anımsamak ve Kütüphaneci kitapları Türkçenin yanı sıra farklı dillere çevrilir. Aynı fonu kullandığı Kaiserstrasse ise henüz çevrilmemiştir.

Yaşamını Berlin ve Zürih’te sürdüren Kuckart, Villa Massimo Ödülü (1997), Deutscher Kritikerpreis (2004), Annette von Droste Ödülü (2012) gibi ödüllerin sahibidir.

Silahı Seçmek kitabının yazımına, Margarette von Trotta’nın 1981 tarihinde çektiği ve Bergman başta olmak üzere (Ingmar Bergman Marianne ve Julianne’i en çok etkilendiği on filmden biri olarak saya) çok sayıda kişiyi etkileyen, Kızıl Ordu’nun (RAF) etkili olduğu dönemi fonda kullanan  Marianne und Julianne filmi kaynaklık eder. Die Bleierne Zeit (Kurşuni Yıllar) / Marianne ve Julianne von Trotta’nın üçüncü filmidir  ve film yeni Alman Sineması’nın yönetmenin tanınmasına ve yerini sağlamlaştırmasına yol açar.

Film Alman Kızkardeşler olarak da bilinir. Filmin senaryosu Kızıl Ordu Fraksiyonu üyesi olan Gudrun ve kız kardeşi  Christiane Ensslin’in gerçek hayatlarını kurgusal olarak ele almaktadır. Gudrun Ensslin tutuklanmış ve 1977 yılında hücresinde ölü olarak bulunmuştur. Filmde von Trotta, Julianne (Christine) ve Marianne (Gudrun) adlı iki kızkardeşin birbirilerini anlama yolculuklarını anlatmaktadır.  

Kadınların medeni hakları üzerine kendilerini adamış bu iki kız kardeşin birbirlerinden farklı mücadele yöntemlerini vardır; Julianne kadının kürtaj hakkı için kampanya yürüten feminist bir gazeteciyken Marianne kendini şiddet yanlısı devrimci gruba adamaktadır. Marianne, kocası ve oğlunu terk etmiştir. Marianne’nin kocası ise  Julianne’ye ülkeyi terk etmek zorunda olduğunu söyleyerek çocuklarını bırakır.  İki kız kardeş Julianne’nin Marianne’ya çocuğa onun bakması gerektiğini söylediğinde tepki gösterir: “Senin terk ettiğin yaşamı benim sürdürmemi mi istiyorsun?”

Silahı Seçmek’te Kuckart, Katia’nın Jette’yi ve aslında aynı zamanda kendini arayışını, okur ile buluştururken RAF ve Alman Sonbaharı’nı fonda tutar. Marianne ve Julianne’nin kız kardeşlik öyküsünü Kuckart’ın iki kadın karakterle yeniden üretir; Jette, enternasyonalist bir Alman devrimcisi olarak 1982 yılında Lübnan’da Sayda yakınlarında gerçekleşen İsrail saldırısında öldürülür. 1944 Yılında Batı Almanya Wallerfang kasabasında doğan Jette’nin aynı kasabada 1959 yılında doğan Katia’ya bakıcılık yapar. 1982 Yılında gazeteci olarak Paris’te çalışan Katia, Jette’nin hava saldırısı sırasında öldürülmesi haberinin ardından Jette’nin hikâyesinin izini sürmek için Berlin’e döner. Jette burada rol model olmanın dışında gizli abla temasına konu olur. Katia Jette’nin hayatına girmiş erkeklerle onun yaşamının izini sürer.

Marianne ve Julianne’nin gerilim, empati, dayanışma, anlama, anlamlandırma, kendi gerçekliğini tanıma esasındaki diyalektik kızkardeşlik öyküsünü Kuckart’ın yeniden ürettir.

Katia savaş sonrası ikinci neslin üyesidir ve dolayısıyla da Jette’nin ve kuşağının her anlamda izleyicisidir. Bütün olaylarla ilişkili ama bir o kadar da dışarıdan bağımsız bir bakış atacak kadar uzaktadır. Dolayısıyla Katia bir yandan Jette’nin izinde bir yolculuk sürdürürken; diğer yandan da kendi hafızasında yolculuk etmektedir. Ve bu yolculukta kılavuzu; geçmişin karanlığına tuttuğu el feneri ise Jette’nin günlüğü olacaktır. Metinler arası geçmişe yolculuk; polis sorgu tutanakları, mahkeme kayıtları, gazete küpürleriyle desteklenmektedir. Çocukluk anılarıyla gazete küpürleri iç içe girerek bir üst metin oluşturulur.

Kuckart filme kaynaklık eden iki kişiye ek olarak, Jette karakterinin yaratılmasında bir devrimci Alman kadının hikâyesinden  de etkilenir; Eylül 1982’de Lübnan’da İsrail işgali sırasında bir hava saldırısında öldürülen ve tıpkı Jette gibi 2 Haziran Hareketi üyesi olan Ina Siepmann.

2 Haziran 1967 tarihi RAF’nun tanınması, eylemlerini duyurması ve ardından Alman Anayasasına ‘Baade – Meinhof Yasaları’ olarak bilinen değişikliğin ve ağır müeyyideler getirilin Alman Hukuk Sistemine ‘terör örgütü kurma suçu’nun eklenmesine yol açacak olan önemli bir tarihtir.

2 Haziran 1967’de İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Almanya ziyaretini protesto eylemleri sırasında, 26 yaşındaki eylemci Benno Ohnesorg’un polis tarafından başından vurularak öldürülmesi, katleden polisin serbest bırakılması ve ardından 1968 öğrenci hareketi sözcüsü ve öncüsü öğrenci lideri Rudi Dutschke’nin silahlı saldırı sonucunda ağır yaralanmasıyla SDS silahlı mücadeleye başlar. 2 Haziran 1967 yalnızca Alman 68’inin fitilini ateşleyen olaylardan olduğu için değil, bizzat Jette’nin gerçek esin kaynağı Siepmann’ın 2 Haziran Hareketi’nin bir üyesi olduğu için milatlaşır.

Jette’nin hikâyesi çağdaşı devrimci Alman kadın militanların prototipi bir özgeçmiş vardır; Küçük bir Alman kasabasından, metropollere ve oradan da metropolisin ta kendisi Berlin’e uzanan bir yolculuk yapar, sonra “harita üzerinde bir ütopya; içinden süt ve bal akan ülke” Filistin mücadelesine hem destek vermek, hem de askerî eğitim almak için Ortadoğu’ya yolculuk eder,  mücadele, doğrudan eylem için silahlanma gereksinimi, eylem ve sonra kaçış, ilk kez yer altına geçiş, sonra hapsedilmek ve/veya özgürleşmek ve yeniden eylem.

Jette daha lisedeyken kendi yaşamı ve hakikat arasında açılan boşlukan söz etmektedir. Ve bu boşluk her ne pahasına olursa olsun kapatılmalıdır. Boşluğa müdahale devrimci bir müdahaledir; bu boşluğu kapatmak için iki kadın, iki nesil iki ayrı yol seçer. Jette silahı, doğrudan eylemi, değiştiren özne olmayı; Katia ise yazıyı ve anlatan olmayı reddeden yolu almak için yazmak eylemi seçer. Jette’nin her yerde (fail) ve hiçbir yerde (çünkü illegal) olan varoluşunun doğru yaşamı tutarlı devrimci pratik esasında ele alan yaşamına karşı Katia da bir anlatıcı olarak doğru yaşamı her zaman, herhangi bir yerde olmak şeklinde anlamaktadır.

Alman ‘özel savaş’ medyası uzunca bir süre RAF’ın etkisini kırmak için birtakım özel odak noktalarına yoğunlaşır. Bunlardan en bilinenlerinden biri de başta Ulrike Meinhoff olmak üzere pek çok RAF tutsağının tecrit ile âdeta delirtilmesi amacına yönelik olan uygulamalar açlık grevleri ile karşılık bulur. RAF üyelerinin ‘şüpheli ölümleri’ ve bunlar üzerinden diğer tutsaklara ve aynı zamanda dışarıda hâlâ mücadeleyi sürdürenlere yönelik ‘sizi yok edeceğiz’ mesajları verilir. Ana akım medyanın çok sevdiği ve RAF savaşçılarını sorumsuz anneler olarak yansıtan klişe de bunlardan biri olur.

Verili toplumsal cinsiyet rolleri ve daha genel tarihsel bağlamında annelik aslında yaş gruplarında sınırlanmış nesiller arasında bir geçiş ve iletim yolu aynı zamanda soyun sürdürülmesi konusudur. Bu düşünceyle Nazi rejiminin / III. Reich’ın askerleri olarak gördüğü kadınlara asli buyruğunun doğurmaları ve daha çok doğurmaları olması bilinen bir gerçektir.  Anneliğin bir rol olarak reddi soyağacında bir kırılma ya da kesinti, uygarlığın sekteye uğraması olarak görülür. Jette, oğlu ve mücadele arasında bir seçim yapması gerektiğinde devrimi seçer ve 3 yaşındaki oğlu Konrad’ı terk eder. Bu anne rolünü reddetmek ve çocuğun bağımsız bir birey olarak görülmesi anlamına gelir. Eserde  annelik bile Jette ve onun seçilmiş küçük kızkardeşi Katia arasındaki ilişki ve bağın dinamiklerini anlamamıza yardımcı olur. Kuckart annelik ve dişilik betimlerken toplumsal cinsiyet ve nesillerin deneyimlerinin de nasıl iç içe girdiğini gösterir.Katia’nın kadın bir gazeteci olma macerası da çoklu ve parçalanmış kadınlık kimliklerine bir tepki olarak sergilenir.

Başka bir yolda yürüse de Jette’nin gerçeğini kavrayan biri olarak Katia, Jette ve RAF’a yönelik sorular ile sürecin ve hafızanın değişik çağrışımları sayesinde kendi yaşamına da bir ayna tutmaktadır. Ruhsal olarak biçilen kimliklerinden sıyrılarak belirli bir uzaklıktan kendini yeniden tanımaktadır. Böylece kendi kimliği ve onu ifade etmeye çalışırken RAF’a yönelik anıları ile feminizmin mirası iç içe geçer.

Doğrusal olmayan anlatı, yazarın edebî ve felsefi göndermelerinin olduğu kadar romanın sinematografik çok-katmanlılığının da bir sonucu olarak karşımıza çıkar.  Tıpkı Godard’ın dediği gibi: “Her hikâye bir başlangıç, gelişme ve sonuç kısmına sahip olmalıdır ancak bu sırayı takip etmelerine gerek yoktur”. Ayrıca zaman, madde ve hareket arasındaki ilişki  Jette’nin hayranlık duyduğu klasik Yunan filozoflarından bugüne felsefe, fizik, psikoloji gibi disiplinlerarası bir tartışma alanı açar.

Katia, Jette’nin hikâyesinin peşinden giderken kişisel dönüşümünü yaşar, fark etmediği, yitirdiği melekelerini geri alır, Jette’nin hayatında aradığı şeyi kendi içinde de bulur, başladığı yere geri döner -ve belki de toplumsal olarak başladığı yerden hiç ayrılmamış olan- aynı hayatına ama artık eskisi gibi olmayacak kadar dönüşmüş olarak devam edecektir.

“Beni hikayeler kovalıyor” diyen Judith Kuckart ‘ın sözleri ile Alman Edebiyatında Savaş ve Barışı aradığımız  Atölye’nin XIII. Dönemini tamamlamış oluyoruz. “Kör değil…Hayat bir şans ama en yüksek değer değil…Hayatı aşk gibi yaşamak gerekir.”

“Anlatan insanın her zaman sorulacak bir sorusu vardır.” Okuyanın da…

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.