2-8 Kasım 2010 – Küresel Bak Bülteni

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Dünyadan Haberler
Mahkeme Kürtçe Savunma Yapan Sanıkları Susturdu
BİA Haber Merkezi – 04 Kasım 2010

152 sanıklı davanın üçüncü haftasında savunmalara geçildi. Mahkeme Kürtçe konuşanların mikrofonunu susturdu; “bilinmeyen bir dil” dedi. Sanıklar protesto edince dışarı çıkarıldı. Mahkeme Prof. Dr. Oran’ı dinlemedi. Perşembe Diyarbakır’da süren KCK davasında mahkeme sanıkların Kürtçe savunma yapmasına izin vermezken, ısrar edenlerin konuşmasını engelledi.

104’ü tutuklu 152 sanığın “PKK’nin şehir yapılanması KCK/Türkiye Meclisi” üyeliği de dahil bir dizi suçla yargılandığı davanın üçüncü haftasında iddianamenin özetinin okunması bitti ve savunmalara geçildi.

Mahkeme heyeti, sanıkların Türkçe bildiğini, dolayısıyla anadillerinde savunma yapmaları için tercüman atanmayacağını söylüyor. Türkiye’de Kürtçe yayın yapılabildiğini, dolayısıyla Kürtçe’nin kullanımının yasaklanmadığını belirten heyet, tercüman talebinin yasal dayanağı olmadığını ileri sürdü.

“Bilinmeyen dil”

Bugünkü duruşmada sanıklar Kürtçe konuşmakta ısrar etti. Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) haberine göre sanıklardan Bayram Altun yoklamaya Kürtçe cevap verince mikrofonu kapatıldı.

Hakimin tutanağa “bilinmeyen bir dilde konuştu” diye yazdırmasına sanıklar tepki gösterdi. Sanıklardan Ramazan Morkoç, “Kürtçeye bilinmeyen bir dil diyemezsiniz. Bu dilimize, kültürümüze, halkımıza hakarettir” deyince mahkeme başkanı, askerlere Morkoç’u dışarı çıkarma talimatı verdi.

Diğer sanıklar da durumu protesto edince dışarı çıkarıldı.

Avukatlar da mahkemenin kararını eleştirdi. Sezgin Tanrıkulu, 25 yıl önce Mehdi Zana’nın yargılanmasında da mahkemenin Kürtçe savunmayı “susma hakkı “olarak değerlendirdiğini ve mahkemelerde hiçbir şeyin değişmediğini belirtti. “Cumhuriyette yaşayan bu halkın dilini bilinmeyen bir dil olarak tanımlayamazsınız. Ona bilinmeyen bir dil diyemezsiniz. Türkiye’nin gözünün olduğu bu yargılamada olduğu bir yargılamaya tıkayamazsınız, tıkamaya hakkınız yoktur.”

Bilirkişiye ret

Dünkü duruşmada savunma avukatları Prof. Dr. Baskın Oran’ın bilirkişi olarak dinlenilmesini talep etti. Oran, Lozan Anlaşması’na dayanarak Kürtçe savunma verilebileceği yönünde bir görüş hazırladı. Ancak mahkeme bu talebi reddetti.

Sanıkların kendi dillerini kullanabilmeleri için tek dayanağın Lozan’ın 39/5. maddesi olduğunu belirten Oran, “Burada tarafların duruşma dilini bilip bilmedikleri önemli değil. O maddede söylenen aynen şudur: ‘Türkçeden başka dil konuşan TC vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini kullanmak için gerekli kolaylılardan yararlandırılır.’ Bu da tercüman kullanılması anlamına geliyor” dedi.

Oran, ”Uzman bilirkişiyi dinlemeyi reddetmek Yargıtay’ın bozma sebebidir.  Sadece dinlenmemiş olmam bile tek başına Yargıtay’da bu davanın bozulma sebebidir” diye ekledi.

Direniş çağrısı

Kürdistan Halk İnisiyatifi yaptığı yazılı açıklamada “Biz Kürdistan Halk İnisiyatifi olarak Kürt siyasetçilerinin anadilde savunma talebine sahip çıkıyor ve bu hakkın sağlanması için her türlü demokratik yol ve yöntemi kullanacağımızı, bunun Kürt halkının en demokratik hakkı olduğunun bilinmesini istiyoruz” dedi.

İnisiyatif, Diyarbakır başta olmak üzere herkesi “direnişi en üst seviyeye çıkartmaya” çağırdı.

KCK: Kürtçe savunma talebi 4. Ağır Ceza’da

CnnTürk – 08.11.2010

PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik davanın 13. duruşması bugün görülüyor. Ancak yargılama Kürtçe savunma krizi nedeniyle ilerlemiyor. Dosya, 6. Ağır Ceza’dan 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek.

İddianamenin okunmasının ardından bugün 4. duruşma görülüyor. Ancak hala sanık savunmalarına geçilemedi.

Sanık avukatları cuma günü mahkemenin Kürtçe savunmayla ilgili gerekçeli kararına itiraz için süre istemiş, dava bugüne ertelenmişti.

Avukatlar mahkemeye yazılı dilekçelerini sundu; dilekçede ya mahkemenin Kürtçe savunmaya ret kararını kaldırmasını ya da dosyanın 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmasını istedi.

Mahkeme heyeti, dosyanın 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.

Kürtçe savunma yapılıp yapılamayacağıyla ilgili kararı 4. Ağır Ceza Mahkemesi verecek.

Tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, duruşmayı, 4. Ağır Ceza Mahkemesinin vereceği kararın beklenilmesi için 11 Kasım 2010 tarihine erteledi.

İddianameden…

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık iddianamede, 104’ü tutuklu 152 sanık hakkında “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma”, “terör örgütü üyesi ve yöneticisi olma”, “terör örgütüne yardım ve yataklık etme” suçlarından 15 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları isteniyor.

Kalkana şartlı kabul

Sabah – 06.11.2010 / Duygu GÜVENÇ

NATO’nun yeni Stratejik Konsept’inde gelinen son aşamayı SABAH açıklıyor. Ankara, füze savunma sistemine tüm sınırlarını kapsaması ve cephe ülkesi olmayacağı koşuluyla ev sahipliği yapmaya ‘evet’ dedi

Türkiye,füze savunma sistemine sınırlarını kapsaması ve cephe ülkesi olmama şartıyla ev sahipliği yapmaya ‘evet’ dedi. NATO’nun gelecek 10 yılına yön verecek olan Stratejik Konsept’in son taslağı 4 Kasım’da tüm müttefiklere ulaştı. Son taslakta Türkiye’nin istediği gibi İran, Suriye gibi ülkeler tehdit tanımlaması içerisine alınmadı.

ÇANKAYA’ DA ZİRVE

Bir önceki konsepte göre daha kısa olmakla beraber daha kapsayıcı taslakla ışığında Çankaya Köşkü, NATO için kritik bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Toplantıya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki toplantıya Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül katıldı. Köşk’te son taslak masaya yatırılırken, 15 Kasım’a kadar sürecek olan müzakerelerde müttefikler arasında uzlaşmanın sağlanamaması halinde Türkiye’yi Lizbon’da Erdoğan’ın temsil etmesi ele alındı. Zirvede büyük bir kriz beklemeyen Ankara’yı bu aşamada Gül’ün temsil etmesi bekleniyor. Füzelerin nereye konuşlandırılacağı ve sayıları ise daha sonra kararlaştırılacak.

FÜZE SAVUNMA SİSTEMİ: Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin füze savunma sistemine ait donanıma ev sahipliği yapmasında mutabakat sağlandı. Türkiye, tüm sınırlarını kapsaması koşuluyla ve cephe ülkesi olmayacağını belirterek sistemin parçalarına ev sahipliği yapmaya ‘evet’ dedi.

TERÖR TANIMI: NATO’nun gelecek 10 yılında da en önemli tehditlerden biri olarak yer aldı. Terörün tüm NATO ülkeleri için tehdit olduğunu belirten bir metin üzerinde uzlaşma sağlandı.

TEHDİT ALGISI :Türkiye’nin itirazları sonucunda herhangi bir ülkenin adı spesifik olarak vurgulanmadı. Onun yerine “nükleer silahların yayılmasına öncülük yapan, istikrarsız, düşmanca tutum içerisinde, konvansiyonel silah birikimi yapan, kendini yönetme kabiliyeti olmayan aktörler” tanımı kullanıldı.

RUSYA’YLA MUTABAKAT

NATO-AB İŞBİRLİĞİ: Bu konuda Türkiye vetosunu sürdürüyor. 11 sayfalık belgede NATOAB işbirliğine 3 ayrı paragraf ayrılıyor. AB’nin NATO imkan ve yeteneklerini kullanacağı operasyonlarda karar mekanizmasında yer almak isteyen Ankara, iş birliği ifadelerine ‘hayır’ demese de, ortak operasyonlarda söz sahibi olmak istediğini belirtiyor.

RUSYA’YLA İLİŞKİ: NATO-Rusya işbirliği konusunda mutabakat sağlandı. Rusya’nın füze savunma sisteminde yer alıp almayacağı ise daha sonra belli olacak.

Ankara’dan kalkana şart var, veto yok

Radikal – 07.11.2010 / MURAT YETKİN

Ankara füze kalkanı fikrini destekliyor ancak şartlar öne sürüyor. Bu şartların benimsenip benimsenmeyeceği NATO zirvesinde ortaya çıkacak.

Türkiye, NATO zirvesinde ele alınacak füze kalkanı planına iki şartla evet diyor: Tüm ülkeyi kapsasın ve tehdit kaynağı ülke ismi geçmesin.

Türkiye 19-20 Kasım’da Portekiz’in başkenti Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinde ele alınacak Füze Kalkanı savunma planında iki talepte ısrarlı olmayı, ancak bu nedenle planı veto etmemeyi kararlaştırdı. Konu, önceki akşam Cumurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında Çankaya Köşkü’nde yapılan toplantıda ele alındı. Toplantıya Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in yanısıra Başbakanlık, Dışişleri ve Genelkurmay’dan üst düzey bürokratlar katıldı.

Gül, detay vermedi

Cumhurbaşkanı Gül, dün Londra’ya hareketi öncesinde yaptığı açıklamada Türkiye’nin NATO’da her zaman “Söyleyecek sözü olduğunu” ve gerek yeni NATO stratejisi, gerekse o çerçevedeki Füze Kalkanı üzerine “Tutumunu belirlediğini” söyledi.

Radikal’in edindiği bilgiye göre ise Ankara’nın tutumu şöyle belirlendi:

Türkiye 2002’den bu yana NATO içinde tartışılan ortak füze savunması fikrini destekliyor. Çünkü Türkiye’nin F-16 uçakları dışında milli hava savunma sistemi yok. Ankara böyle bir sistemin NATO projesi olmasını önemsiyor. Bu projeyi silahsızlanma çabalarına katkı olarak gördüğü için de fikir olarak destekliyor.

Öte yandan Ankara, Füze Kalkanı’nın Türkiye toprakları ve hava sahasının tamamı üzerinde etkili olmasını istiyor. Henüz resmileşmeyen bazı taslak çalışmalarda, tehdit amaçlı füzeleri tespit edip erken uyarı verecek radarların Türkiye’nin batı bölgelerinde yerleştirilmesi öngörülüyor ve bu da doğu ve güneydoğunun bazı bölgelerini kapsama alanı dışında bıkarıyor. NATO kaynakları bu sakıncanın Türkiye’nin hava savunmasının NATO çerçevesinde Partiot füzeleri konuşlandırılmasıyla giderilebileceği görüşünde.

Ankara’nın ikinci talebiyse balistik füze tehdididnin tarifi yapılırken, tehdit kaynağı olarak ülke ismi verilmemesi. Ankara bundan özellikle komşuları İran ve Suriye’den Lizbon’da belirlenecek NATO belgesinde ismen bahsedilmemesini anlıyor. Öte yandan Brüksel kaynaklarına göre aslında ABD’den de çok Fransa, projeyi sürüncemede bırakmak amacıyla İran ve Suriye isimlerinde ısrarlı. Oysa bu İrah ve Suriye’nin bu belgede ismen anılmamasını isteyen başka güçlü NATO üyeleri de var.

MF Transatlantik Uzmanı Ian Lesser: “Türkiye Füze sistemini onaylarsa, Washington’da olumlu rüzgârlar eser”.

Sabah – 08.11.2010

NATO ve Avrupa’nın önümüzdeki 10 yıllık süreci kapsayan ve ortak savunmada yeni bir stratejik konsepte geçiş için karar vereceği NATO Zirvesi 19-20 Kasım tarihlerinde Lizbon’da gerçekleştirilecek.

Zirveye az bir zaman kala yeni konseptin öngördüğü tartışmalı Balistik Füze Savunma Sistemi’nin oluşturulmasında mutabakata varmak için taraflar arasındaki görüşmeler tüm hızıyla sürüyor.

NATO üyesi ülkeler arasında yeni konseptin öngördüğü maddelerin çoğunluğunda anlaşmaya varıldığı ancak olası füze saldırılarını önceden haber veren radar sisteminin Güney Doğu Avrupa ülkelerinde ya da Türkiye’de konuşlandırılması konusunun henüz bir netlik kazanmadığı belirtiliyor.

Türkiye’nin de yeni konsepte ilişkin oy vereceği NATO zirvesi öncesinde özellikle Füze Savunma Sistemi konusunda vereceği karar NATO çevrelerinde olduğu kadar Washington’da da merakla bekleniyor.

The German Marshall Fund’un Transatlantik ilişkiler, Avrupa Birliği, NATO ve Türkiye konularındaki baş uzmanı Dr. Ian Lesser, Lizbon Zirvesi’ne gidilen süreçte, NATO’nun yeni konsepti ve ABD Başkanı Barack Obama’nın girişimleri ile şekillenen yeni Balistik Füze Savunma Sistemini ABD-Türkiye-İran-NATO ekseninde USASABAH’a değerlendirdi.

Lizbon’daki Zirvenin öneminden bahsedebilir misiniz? Yeni Füze Savunma Sistemi Konsepti’ne muhalefet edecek ya da süreci sekteye uğratacak hususlar var mı? Şu anda Avrupa’da Atmosfer nasıl?

NATO üyesi ülkelerin yeni stratejik konsepti ile ilgili görüşlerini ortaya koyabilecek olması açısından çok önemli görüyorum zirveyi. Öte yandan transatlantik ilişkiler çerçevesinde NATO’nun yeni misyonunun ne olması gerektiğine ilişkin Atlantik’in iki yakasında kafa karışıklıkları ve soru işaretleri vardı. Yeni konsept konusunun açık bir şekilde tüm üyeler arasında anlaşılması ve kabul görmesi tüm NATO üyeleri için önemli olacaktır. Diğer yandan Füze Savunma Sistemi konusunun da bu yeni misyon çerçevesinde öngörülen reformlar listesinin en başında olduğunu görüyorum.

Yaklaşan NATO Zirvesi öncesinde özellikle son haftalarda artan bir şekilde, gerek ABD gerekse Türk basınında iki ülkenin Füze Savunma Sistemi konusunda görüş ayrılıkları olduğu iddia ediliyor. Sizce bu iddialar ne derece doğru ?

Tabi, yeni Füze Savunma Sistemi’nin mimarisi ve ne şekilde uygulanacağı Kasım ayındaki NATO zirvesi yaklaştıkça daha da önemli bir konu haline geliyor. NATO’da yeni mimarinin ortaya konulabilmesi ve hayata geçirilmesi ABD ve NATO’nun en önemli gündem maddesi. Öte yandan Türkiye’nin açıkça birtakım tercihleri olduğu görülüyor. Bu noktada Türkiye’nin tercihlerinin olması bir sorun teşkil etmiyor. Bu durum NATO gündeminin tamamını da etkilemeyecektir ancak asıl soru nihai anlaşmada neler olacağı ve anlaşmaya varmak için ABD ve Türkiye’nin farklılıklarını bu süreçte nasıl bir araya getirecekleridir.

NATO’nun 19 Kasım’dan sonra oluşturacağı yeni Füze Savunma Sisteminde Türkiye’nin önemi ve rolü nedir?

Türkiye bu konuda anahtar ülkelerden bir tanesi. Birincisi coğrafi konumu itibariyle bir diğeri de Türkiye’nin İran’la ilişkilerinin ne olacağı konusu ki bu da hayli tartışılan bir konu. Türkiye ile ABD’nin bu konuda makul oranda anlaşma şansı olduklarına inanıyorum. Anlaşmaya varmak için bir formül bulacaklardır.

Türkiye’nin önemini ortaya koyan diğer bir nokta da şu : Türkiye NATO ülkeleri arasında en korunmasız ülke, ki bu noktada bir mutabakat var. Yeni kurulacak savunma sistemi ne olursa, ne şekilde olursa olsun bu aynı zamanda Türkiye’nin tamamını kapsayacak. Öte yandan bu sistem spesifik olarak bir ülkeyi, bir düşmanı hedef almıyor, İran’dan bahsediyorsak şayet. Bu, NATO üyesi ülkelerin daha geniş bir alanda savunulması anlamına geliyor.

Türkiye ve ABD’nin anlaşamaması durumunda ortaya çıkacak tablo ne yönde olur?

Türkiye-ABD ilişkileri çerçevesinden baktığımızda ise bu konuda bir anlaşmaya varmakta başarısız olunursa; bu durum iki ülke arasındaki ilişkilerde hali hazırda Türkiye’nin İran politikası, Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri ve Hamas gibi konulardaki mevcut görüş farklıklarını daha da arttıracaktır. Bilindiği üzere bu konularda biraz problemliyiz özellikle de Amerikan Kongresi nezdinde. Şayet uzlaşmaya varılırsa, Washington politik atmosferinde Türkiye lehine olumlu bir hava esecektir. Bu konuda farklılıkların aşılacağını düşünüyorum. Ben Türkiye ve ABD’nin bir uzlaşı içerisinde olduğuna inanıyorum. Öte yandan bu konu sadece ABD-Türkiye ilişkileri için NATO’nun kendi içerisindeki ilişkileri açısından da önemli. Füze Kalkınma Sistemi NATO misyonun en önemli sac ayaklarından bir tanesi. Bu yönde mutabakata varılması noktasında tarafların yaklaşımları ve yöntemlerinin ne olacağı merak konusu.

NATO’da Füze Kalkınma Sistemi önerisinin kabul görmemesi ABD nezdinde nasıl karşılanır?

Bunun Amerikan iç politikası açısından bir sorun teşkil edeceğini zannetmiyorum ancak yönetim için hayal kırıklığı olur. Bu aynı zamanda Obama yönetimi için de çok önemli bir konu. NATO’da oylamaya sunulacak bu yeni konsept Başkan Obama döneminde oluşturuldu ve Bush yönetiminin ortaya koyduğu konseptten çok farklı. Yeni konseptin NATO müttefikleri tarafından kabul görmemesi büyük hayal kırıklığı yaratacaktır. Benim kanaatim uzlaşmanın sağlanacağı ancak nasıl ne şekilde olacağına dair detayları biraz daha beklememiz gerekecek.

NATO’nu yeni savunma konseptinin bir NATO projesi değil ABD projesi olduğu görüşü de azımsanmayacak oranda fazla. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Diğer üye ülkelerin bu yorumlara karşı duruşu nedir? Sizce ABD Paktın diğer üyelerini nasıl ikna etti ya da edecek?

Bu önemli bir soru aslında. Yeni konseptin aldığı pozisyon çok daha ortak bir savunma sistemini amaçlıyor. Bush planı aslında daha çok ABD’nin savunmasını amaçlayan bir proje gibiydi. Bu plan ise daha kapsayıcı ve NATO’nun tüm üyelerini kapsıyor, özellikle Güney Avrupa ülkeleri. Türkiye buradan bakıldığında en korunmasız olarak görülüyor ve bu bir problem. Tüm NATO üyelerinin de böyle düşündüğünü umuyorum.

NATO’nun yeni stratejik konseptinin tartışılması ve onaylanması sürecinde bölgedeki diğer önemli aktörler olan İsrail ve Rusya’nın tutumunu ve bunların ABD ve Türkiye ile ilişkilerini nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye’nin İsrail ile olan mevcut ilişkilerinin 1990’ların sonlarındaki durumundan çok farklı olduğu bir gerçek ve kısa vadede de özellikle de birtakım spesifik konulardan kaynaklanan sorunlardan dolayı o yıllardaki durumuna geri dönmesi hemen gerçekleşmeyecektir. Bunun yanında Türkiye, ABD, İsrail ve Avrupa’nın füze savunma sistemi problemi ile ilgili ortak bir paydası olduğunu düşünüyorum. Öte yandan Füze Savunma Sistemleri konusu her zaman Rusya için hassas bir konu olagelmiştir. Tartışılan yeni öneri ile ilgili Rusya’nın her konuda ikna olması da zaman alacaktır. Bu yüzden yeni sistem uygulamaya konulduğunda dikkatli davranılması gerekiyor.

Tüneller kapanıyor, işsizlik artıyor

Ntvmsnbc – 03.11.2010

Gazze ekonomisinin hayat damarı olan yeraltı tünelleri, İsrail ablukasının hafiflemesinin ardından kapanmaya başlayınca Gazze’de işsizlik oranları da artışa geçti.Mavi Marmara baskını sonrasında İsrail, Gazze’ye uyguladığı ablukayı gevşetmek zorunda kalmıştı. Şimdilerde bazı malzemeler Gazze’ye çok daha kolay ulaşıyor. Ancak bu durum beklenmedik bir sonuç doğurdu. Zira yasaklı malzemeleri taşımak için kullanılan tüneller, tek tek kapandığı için yüzlerce Filistinli işsiz kaldı.

Ama bu durum değişiyor. Nedeni ise İsrail’in ablukayı gevşetme kararı. Tıbbi malzeme ve gıda gibi bazı ürünler artık Gazze’ye daha kolay ulaşınca, tünellerde çalışanlar da gelecek kaygısına düşmüş durumda.

Tünelde çalışan Filistinliler çok az para kazandıklarını ve İsrail’in hava saldırılarında ölme riskleri de bulunduğunu belirtiyor, ancak “Yine de bu tüneller tamamen kapanırsa hepimiz işsiz ve evsiz kalacağız” diyerek umutsuzlukarını dile getiriyorlar. Yüzlerce Filistinliye iş imkanı sağlayan tünellerin sayısı yüzlerden onlara düşmüş durumda. Tünellerden artık sadece çimento ve demir gibi İsrail’in hala Gazze’ye girişine izin vermediği malzemeler taşınıyor.

31 Mayıs’taki Mavi Marmara baskınında 9 Türk’ün yaşamını yitirmesinin ardından artan uluslararası baskılar sonucu İsrail, Gazze’deki ablukayı gevşetme kararı almıştı.

Araplara ev kiralayana ölüm tehdidi

Ntvmsnbc – 03.11.2010

İsrail’in Safed kentinde “Araplara ev kiralanmaması” uyarısına uymayan 89 yaşındaki soykırım kurbanı İsrailli’ye ölüm tehditleri yağıyor. İsrail’in kuzeyindeki Safed kentinde, 3 Arap öğrenciye evini kiralayan, 89 yaşındaki Nazi soykırım kurbanı İsrailli Eliyahu Tzavieli’ye ölüm tehditleri yağıyor.

Başhaham Şmuel Eliyahu başkanlığındaki bir grup haham ve aşırı sağcının, “evlerin Araplara kiralanmaması” çağrılarıyla gündeme gelen Safed kentinde dairesini Arap öğrencilere kiralayan Tzavieli, telefonla ölüm tehdidi aldığı gerekçesiyle polise başvurdu. Tzavieli, kendisine “evini yakacakları” tehditlerinin savrulduğunu belirtti.

Bu arada kentin duvarlarına, uzun süredir burada yaşayan Tzavieli’nin, evini Araplara kiralamasını kınayan afişler asıldığı belirtildi.

KORKUYORUM, AMA BU ÖĞRENCİLERE TAAHHÜDÜM VAR

Eliyahu Tzavieli’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası İsrail’e geldikten sonra Safed’e yerleştiği ve 1950’den bu yana da bu kentte yaşadığı belirtiliyor.

Tzavieli Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada, korktuğunu söyledi. Yaşlı adam, duygularını “Bu şirin öğrencilere taahhüdüm var. Her gün okullarına gidip geliyorlar, geceleri ise uyuyacak bir yere ihtiyaçları var” sözleriyle anlattı.

Eliyahu Tzavieli, telefonla tehditler almadan önce de tanımadığı birkaç kişinin evine gelerek, Araplara ev kiralamamasını söylediklerini, ancak kentin eski sakinlerinin kendisine destek çıktıklarını belirtti.

Safed’de ortak yaşamın tesis edilmesi için çaba harcayan “Reform Hareketi ile ilintili “İsrail Dini Eylem Merkezi” ile Abraham Fonu ise İsrail Başsavcısı Yehuda Weinstein’a ayrı ayrı mektup göndererek, Haham Şmuel Eliyahu hakkında adli soruşturma açılmasını istediler.

Araplara yönelik ırkçı söylemleriyle bilinen Eliyahu’nun, 8 yıl kadar önce kentteki bir intihar eyleminin ardından, Safed Akademisinde okuyan Arap öğrencilerin okuldan uzaklaştırılmasını isteyen çağrılar yaptığı da kaydediliyor.

Safed’de, Başhaham Şmuel Eliyahu başkanlığındaki bir grup haham ve aşırı sağcılar, geçtiğimiz aylarda özellikle Arapları kast ederek, Yahudi olmayanlara ev satılmamasını veya kiralanmamasını isteyen duyurular yayımlamışlardı.

Hahamların duyurusunun ardından, 10 gün önce kadar kentte 3 Arap öğrenciye fiziki saldırıda bulunulmuştu. 30 dolayında aşırı sağcı Yahudinin öğrencilerin kent merkezindeki evini sardığı, “Araplara Ölüm”, “Kokuşmuş Araplar” diye bağırdıkları ve eve saldırdıkları belirtilmişti. Saldırılarla ilgili olarak 3 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlardan birinin sınır polisi olduğu ve silahını verdiği arkadaşının evdekilere ateş açtığı bildirilmişti.

Bu saldırıdan bir gün sonra da kentteki aşırı dinci Yahudiler ile Arap öğrenciler arasında olaylar çıkmış, kentteki bir caminin üzerine Filistin bayrağı asıldığı gözlenmişti.

İsrail’i yakan belgeler aktivistlerden

CnnTürk – 07.11.2010

İsrailli barış aktivistler, Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşimleri konusunda, hükümete bir darbe daha vurdu. Doğu Kudüs’teki binaların, değerlerinin çok altında fiyatlarla yerleşimcilere satıldığı ortaya çıktı.

Emlak satışına dair belgeler İsrailli aktivistlerin mahkemelere yaptığı başvuruyla ortaya çıktı. Buna göre, İsrail hükümeti, Arap mahallesi Silvan yakınlarında, bilinçli olarak Yahudi nüfusu artırmaya çalıştı.

Belgeler, 11 taşınmazın, değerlerinin çok altında iki Yahudi yerleşimci grubuna satıldığını gösteriyor.

Ancak, İsrailli barış aktivistleri bu şekilde satılan onlarca mülk olduğu görüşünde.

Doğu Kudüs, uluslararası hukuka göre işgal edilmiş toprak statüsünde. Filistinliler, Arap nüfusun ağırlıkta olduğu Doğu Kudüs’ü bir gün, olası bir Filistin devletinin başkenti olarak görmek istiyor.

Uluslararası toplum, İsrail’i, Doğu Kudüs’e yönelik hamlelerle barış sürecini zorlaştırmakla suçluyor.

İsrail’in Mavi Marmara öfkesi dinmiyor

Radikal – 07.11.2010

İsrail, Gazze yardım filosu yolcuları arasındaki İsveç parlamentosunun Türk kökenli milletvekili Mehmet Kaplan ile yine İsveç’te yaşayan eski İsrailli sanatçı Dror Feiler’in ülkeye girmelerine izin vermedi.

Haaretz gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre, Yeşiller Partisi milletvekili Kaplan ile Dror Feiler, Ben-Gurion havalimanına inişlerini takiben gözaltına alındılar. Her ikisine de “Gazze’ye yardım götüren gemi yolcuları arasında bulunmaları nedeniyle, 10 yıl süreyle İsrail’e giriş yasağı bulunduğu” bildirildi.

Havaalanı güvenlik görevlilerinin, “İsrail’e girme taleplerinin kabul edilmediğini” belirttikleri Kaplan ve Feiler’i daha sonra İçişleri Bakanlığı yetkililerine teslim ettikleri kaydedildi.

İsrail İçişleri Bakanlığı sözcülerinden Sabine Hadad ise, “Gemi yolcuları arasındaki kimsenin İsrail’e girmesine izin verilmeyeceğini” kaydetti. Hadad, “Bunu biliyorlar. Gelmeden önce büyükelçilikle temas kurmaları gerekirdi” dedi.

Kaplan ile Feiler, İsrail ordusunun uluslararası sularda Mavi Marmara gemisine düzenlediği ve 9 Türk’ün öldüğü baskında gözaltına alınan yolcular arasında yer alıyorlardı.

Kaplan ve Feiler’in İsrail’de, Mavi Marmara’daki tüm İsveçli yolcular adına Tel Aviv polis idaresine İsrail ordusu ve devleti hakkında adam kaçırma, silahlı soygun, şiddet ve özgürlüğü kısıtlama isnatlarıyla suç duyurusunda bulunmaları bekleniyordu.

Feiler, İsrail güvenlik güçlerinin baskın sırasında saksafonuna el koyup geri vermediklerini, Kaplan da İsrail ordusununun yolculuk sırasında kullandığı ve İsveç devletine ait olan cep ve uydu telefonunu ile kamerasının iade edilmediğini belirtiyor.

Kaplan, İsrail’e hareketinden önce sadece suç duyurusunda bulunmak amacıyla gitmediğini, Pazartesi günü (yarın) de Alternatif Nobel olarak da adlandırılan Doğru Yaşam Ödülü’nün (Right Livelihood Award) bu yılki sahibi Physicians for Human Rights-Israel (İnsan hakları için doktorlar) kurucusu ve başkanı Dr. Ruchama Marton’la da görüşeceğini söylemişti.

Halen İsveç’te yaşayan Feiler, İsrail vatandaşlığını bırakmış olmasına rağmen, daha önce onlarca kez İsrail’e gelişine izin verilmişti. Feiler’in İsrail’e girişinin, gemi olayı sonrası ilk kez engellendiğine de işaret edildi.

MAGUIRE DE SOKULMAMIŞTI

Gazze filosundaki Rachel Corrie gemisinin yolcuları arasında yer alan Nobel ödüllü Mairead Magiure de, ordunun operasyonu sonrası geminin ele geçirilmesinin ardından İsrail’den sınır dışı edilmiş ve ülkeye özel izin almadan girişi yasaklanmıştı.

Ancak yasak kararına uymayarak, kadınlardan oluşan bir heyetle İsrail ve Filistin’de temaslarda bulunmak üzere 28 Eylülde Frankfurt’tan Tel Aviv’e gelen Magiure, havaalanında gözaltına alınmıştı.

İrlandalı barış eylemcisinin İsrail Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı itiraz da kabul edilmeyince, Mairead Corrigan Maguire, 5 Ekim’de sınırdışı edilmişti. Maguire hakkında da İsrail’e 10 yıl süreyle giriş yasağı bulunuyor.

İsrail, sınır köyünden çekiliyor

Sabah – 08.11.2010

İsrail’in Lübnan sınırındaki 1967’den beri kontrolünde olan Ghajar köyünden çekileceği iddia edildi. İsrail gazetesi Haaretz’in haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu kararı bugün görüşeceği BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a iletip Lübnan-İsrail sınırında konuşlanmış olan UNİFİL askerlerinin köyün kontrolünü almasını isteyecek. UNİFİL’in 2 bin 200 kişinin yaşadığı köyü 1981’de sınırlarına dahil eden İsrail’in bölgeden çekilmesi için bir süredir İsrail’e baskı yaptığı belirtiliyor. Öte yandan Bedevi Arapların yaşadığı Rahat kentinde, izinsiz inşa edilen bir caminin İsrail tarafından yıkımı sırasında dün yüzlerce bölge sakini olayı protesto etti. Çıkan arbedede 5 kişi gözaltına alındı. İsrail, Gazze yardım filosunun yolcularından İsveç Parlamentosu’nun Türk kökenli milletvekili Mehmet Kaplan ile İsveç’te yaşayan İsrailli sanatçı Dror Feiler’in ülkeye girmesine izin vermedi.

‘Irak’taki işkenceleri hala savunuyorum’

Akşam – 04.11.2010

ABD eski Başkanı George W. Bush’un ‘Karar Noktaları’ adlı anı kitabından bazı bölümler basına yansıdı. ‘Irak Savaşı’nın mimarı’ olarak bilinen Bush’un kitabında, savaş sırasında uygulanan işkenceleri ve diğer icraatlarını savunması, ülkenin gündemine oturdu.

ABD tarihinin en tartışmalı başkanlarından biri olan George W. Bush’un 9 Kasım’da piyasaya çıkacak olan anı kitabından bazı kısımlar basına yansıdı. Bush, ‘Decision Points’ (Karar Noktaları) adlı kitapta görev başındaki 8 yılını özetliyor. 11 Eylül saldırısının gerçekleştiği ve ABD’nin Afganistan ve Irak ile savaştığı dönemde başkanlık görevini yürüten George Bush, anılarında o dönemleri de detaylı bir şekilde kaleme aldı. New York Times’ın elde ettiği bir kopyaya göre Bush, kitabında, Irak savaşı ve yakalanan terör zanlılarına sert sorgulama teknikleri uygulanması gibi başkanlık dönemi icraatlarını savunurken, 2005’te ABD’yi vuran Katrina kasırgasına karşı yavaş davranması ve 2003’te Irak’ı işgalden hemen sonra asker sayısının azaltılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

BATAN GEMİNİN KAPTANI

Eski Başkan, Irak’la ilgili hayalkırıklığını dile getirdiği ve kendisini de batmakta olan bir geminin kaptanına benzettiği kitabında, ‘Irak’ta kitle imha silahı bulamadığımızda, kimse benim kadar öfkelenmemiştir. Hala aklıma geldikçe kendimi kötü hissediyorum’ diyor. Bush anı kitabında, 2004’teki ikinci seçime, döneminin Başkan Yardımcısı Dick Cheney’siz girmeyi düşündüğünü, ancak daha sonra bundan vazgeçtiğini yazdı. Kitapta halefi Barack Obama’dan bahsetmeyen Bush, sadece yeni yönetime vergileri artırmaması gibi ekonomi konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Irak’ta ölüm tarlaları temizleniyor

Deutsche Welle Türkçe – 05.11.2010

Irak’ta yıllardır süren savaş ve çatışmalar geriye yaklaşık 20 milyonluk bir mayın mirası bıraktı. Yıllardır temizlenmeyen mayınlar binlerce cana mal oldu. Yüz binlerce Iraklı mayın tehdidiyle yaşıyor.

Irak, yaklaşık 20 milyon kara mayını ve parça tesirli bombanın temizlenmesi için uluslararası topluma seslenen Irak’a yardım eli uzandı. Patlayıcı maddeler, 1980-1988 yılları arasındaki İran – Irak Savaşı, 1990’da Irak’ın Kuveyt’e girmesiyle patlak veren Körfez Savaşı ve 2003’teki ABD’nin işgalinden miras kaldı. Irak topraklarındaki bu tuzaklar nedeniyle bugüne kadar dörtte biri çocuk olmak üzere yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetti. Bugün ülkenin kuzeydoğusunda bin 730 kilometrelik mayınlı bölgede yaklaşık 1milyon 600 bin Iraklı mayın tehdidiyle yaşıyor.

İran-Irak sınırında ölüm tarlası

Mayın temizleme çalışmaları, Irak’ın kuzeydoğusundaki Kürt bölgesi Şamiran’da Uluslararası mayın temizleme örgütü MAG tarafından yapılıyor. Örgüt, yaklaşık 20 yıldan uzun bir süredir dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş sonrası mayın ve diğer patlayıcı maddeleri temizlemekle uğraşıyor. Şimdi de İran sınırından sadece 5 kilometre uzaklıktaki Şamiran’dalar. Bölge oldukça engebeli bir araziye sahip. Koruyucu kıyafetlerle çalışan ekip, mayın bulunan bölgeleri işaretleyerek güvenli yolları tespit ediyor.

Bu bölgede ilk mayınlar 80’li yıllarda, İran birliklerini durdurmak üzere Irak Ordusu tarafından yerleştirildi. Ve Savaş sonrasında da bu ölüm tarlaları, can almaya devam etti. Bölgeyi çevreleyen dikenli tel ve çitlerin satılmak üzere sökülmesi, tehlikeyi daha da artırdı. Olumsuz hava koşulları nedeniyle, yüzeyde yer alan mayın ve bombaların toprak altına gömülerek kaybolmaları da cabası.

Bölge halkının, özellikle de çocukların, yaşadığı hayati tehlikeyi azaltmak için mayın temizleme çalışmalarının yanı sıra bir de eğitici program yürütülüyor. Bu sayede cuma namazları bile değerlendirilirken, bölge halkına olası risklerle ilgili bilgi veriliyor.

Irak’ın gelişmesinde ön koşul

Şamiran’daki yaklaşık 600 mayın ve diğer kalıntılar, bu yıl içinde etkisiz hale getirildi. 25 futbol sahası büyüklüğündeki bir alan, uluslararası uzmanların denetimindeki Kürt mayın temizleme ekipleri tarafından tekrar kullanılabilir hale getirildi. Çalışmalara Almanya’dan da destek gitti. Irak’taki Kürt bölgesinin Alman Başkonsolosu Stefan Bantle, çalışmalara destek vermelerinin sebebini şu sözlerle açıkladı, “ Alman hükümeti, özellikle Iraklı Kürtlerin yaşadığı bölgenin ekonomik ve sosyal olarak gelişmesine ve Saddam Hüseyin tarafından sürgün edilenlerin köylerine dönmelerini sağlamaya önem veriyor. Mayın temizleme çalışması da, köylerin ve kasabaların ekonomik gelişimleri için öncelikli bir hedef.”

Irak’taki hükümet kurma çalışmalarında umut

CnnTürk – 08.11.2010

Irak’ta tam 9 aydır kurulamayan hükümet konusunda yeni bir umut doğdu. Ülkede Başbakan Nuri El Maliki’nin başını çektiği Şii partileri ile Kürt koalisyonu arasında iktidar paylaşımı konusunda anlaşmaya yakın olduğu açıklandı.

Tüm siyasi liderler Erbil’de toplanarak, uzlaşmaya varılan anlaşmayı değerlendirecek. Tabii Türkiye de bu surecin içindeydi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, önce Erbil’de Mesud Barzani ile ardından da Bağdat’ta Başbakan Nuri El Maliki ile hükümet kurma çalışmaları hakkında görüştü.

Irak’ta 7 Mart seçimlerinin ardından yani 9 aydır hükümet hala kurulabilmiş değil. Irak’ın geleceği için rol alan tüm siyasi partiler bu süreçte yer almak için isteklerinden hiç ödün vermedi.

Ancak hükümet sözcüsü Ali Debbağ’ın açıklaması Irak’ta hükümet için yeni bir ışık olduğunu gösterdi.

Debbağ, Başbakan Maliki’nin başını çektiği Şii’lerin Kutsal İttifak Partisi ile Kuzel Bölgesel Kürt yönetimi’nin koalisyonu arasında, iktidar paşlaşımı konusunda anlaşmaya varıldığını belirtti.

Bu çerçevede ülkedeki tüm siyasi liderler Erbil’de toplanarak, anlaşma üzerinde görüşecekler. Görüşmede seçimlerin galibi El Irakiye Listesi’nin de bulunacağı belirtildi.

Peki Irak’ta taraflar ne istiyor? Koalisyon hükümeti neden bir türlü kurulamadı?

Ülkenin siyasi tarafları hükümetin anahtar koltuklarında kimin yer alacağı konusunda fikir birliği için olamayınca hükümet bir türlü kurulamadı.

Ne Maliki’nin Kutsal İttifakı, ne de seçimin galibi İyad Allavi’nin El Irakiye Listesi parlamentodaki çoğunluğu yakalamadığı için Kürt koalisyonunun önemi artmış oldu.

O nedenle de Erbil’de yapılacak görüşme için bugün yapılması gereken Meclis Başkanı oylaması perşembe gününe ertelendi.

Irak’taki bu karışık ve bir o kadar da sınıtılı süreçde çözüm konusunda adımlar atılırken, Türkiye de boş durmadı. En başınden beri Irak’ta bir an önce hükümetin kurulması çağrısında bulunan Türkiye de adımını attı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu önce Erbil’deydi.

7 Mart’taki genel seçimlerin sonuçlarıyla, hükümet hesaplarının anahtarını elinde tutan kürt yetkililerle görüştü.

Bölgesel yönetimin lideri Mesud Barzani’yi karargahında ziyaret etti. Barzani Davutoğlu görüşmesine, bölgesel yönetimin başbakanı ve Talabani’nin KYB’sinin en etkili isimlerinden Berham Salih  da katıldı.

Dışişleri Bakanı daha sonra Erbil’den Bağdat’a geçti.

Irak Başbakanı ve sandıktan ikinci çıkan Nuri El Maliki ile görüştü. Ancak Bağdat’taki temasları bununla sınırlı değil.

Davutoğlu, Irak Parlamentosu’nda iki sandalye farkla en büyük grup olan El Irakiye Listesi’nin lideri İyad Allavi ve diğer grupların temsilcileriyle de görüştüğü belirtildi.

Türkiye, yeni Irak hükümetinin bir an önce kurulmasını ve mümkün olduğu kadar geniş katılımlı bir güç paylaşımı formülü bulunmasını istiyor.

Irak liderlerinin toplantısı Bağdat’ta devam edecek

Cumhuriyet – 08.11.2010

Irak’taki siyasi parti liderlerinin iktidar paylaşımına ilişkin bugün Erbil’de yaptıkları toplantı sona erdi. Kuzeydeki bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani, toplantıya yarın Bağdat’ta devam edileceğini açıkladı. Barzani’nin daveti üzerine bugün Erbil’de bir araya gelen liderler, seçimlerin yapıldığı Mart ayından bu yana yeni hükümetin kurulması önündeki engelleri kaldırmak üzere görüşmelerde bulundu. Liderlerin iktidar paylaşımında bugün anlaştıklarını açıklayacakları yönündeki beklentiler boşa çıktı.

Toplantının sonunda basın toplantısı yapan Mesut Barzani, toplantıya yarın Bağdat’ta devam edeceklerini söyledi ve bir sonuç alınacağı ümidini dile getirdi. Barzani, “Yarınki toplantıdan sonra kararlar açıklanacak. Biz üzerimize düşeni yaptık. Biz de Irak için bir şeyler yapıyoruz. Irak’ı unutmadığımızı ispatladık. Bizim için Erbil ne ise Bağdat da odur. Aynı zamanda da Basra ve Necef, Kerbela da, diğer yerler de bizim için aynıdır” dedi. Irak’ın geleceği için hep birlikte çaba gösterilmesi gerektiğini belirten Barzani, “daha iyi bir Irak için çalıştıklarını” söyledi.

Barzani, Türkmenlerin haklarının da anayasada güvence altına alındığını ifade ederek, “Irak iki ana unsurdan oluşuyor: Kürt ve Araplar. Türkmen kardeşlerimiz de vardır. Onların hakları da anayasada güvence altına alındı. Biz bütün halklar için uğraştık. Bunlar içerisinde en önde gelenler Türkmenlerdir” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dün Erbil’e yaptığı ziyaretin “Kürtlerin taviz verme talebiyle ilgili olup olmadığı” sorulan Barzani, “Biz o görüşmede hiç bu konuya girmedik. Böyle bir durum yok” dedi. Erbil’in Gulan Caddesi üzerinde bulunan Mamosta Saad Abdulla Konferans Salonunda yapılan toplantı nedeniyle yoğun güvenlik önlemleri dikkati çekti. Toplantıya gazeteciler yoğun ilgi gösterdi.

Toplantıya Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Başbakan Nuri El Maliki, Bölgesel Yönetimin Başkanı Mesut Barzani, El Irakiye Listesi Başkanı İyad Allavi, Cumhurbaşkanı Yardımcıları Tarik Haşimi ve Adil Abdülmehdi, Başbakan Yardımcısı Rafe El Hisavi, Sünni lider Salih Mutlak, Şii lider Amr El Hakim, eski başbakan İbrahim Caferi ve Ahmet Çelebi katıldı.

Irak hükümet sözcüsü Ali Debbağ, dün AFP ajansına yaptığı açıklamada, iktidar paylaşımına ilişkin anlaşmanın başlıca Şii partileri bir araya getiren Ulusal İttifak ile Kürt koalisyonu arasında sağlandığını, seçimlerin galibi El Irakiye Listesinin ise henüz cumhurbaşkanlığı ve parlamento başkanlığına ilişkin tam onayını vermediğini söylemişti.

Fransa’dan gelen nükleer atığa protesto

Sabah – 08.11.2010

Fransa’dan gelen nükleer atıkların taşındığı Castor adlı özel konteynırların trenle nakli sırasında, polis ile Alman göstericiler arasında çatışma çıktı. 11 adet Castor’un, Almanya’nın Gorleben kentindeki geçici depoya nakli için Dannenberg tren istasyonunda başka bir trene yükleneceği sırada, göstericiler harekete geçti. Sayıları 4 bini bulan göstericilerin bir polis aracının üzerine zift dökerek ateşe verdiği bildirildi. Yaralananların da olduğu çatışmalarda, 250 kadar göstericiyse demiryolu hattı üzerindeki taşları dışarıya attı. Göstericilere karşı biber gazı, cop ve tazyikli su kullanıldığı belirtildi.

Irkçı Rumlar barış festivalini bastı

Radikal – 08.11.2010

Kıbrıs Rum kesiminde düzenlenen barış konseri 100 aşırı milliyetçi Rum’un baskınına uğradı. Konserdekilere sopa, zehirli boya ve bıçaklarla saldıran ırkçılar, Kıbrıslı Türk şarkıcı Sertunç Akdoğdu’yu da iki yerinden bıçaklayarak yaraladı.

Vatan Gazetesi’nden Emre Diner’in haberine göre, Kıbrıs Rum Kesimi’nde ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı her yıl Larnaka’da yapılan Rainbow Festivali’ne bu yıl kan karıştı. Cuma akşamı binlerce kişilik kalabalık konserleri izlemek için toplanırken, aşırı sağcı ‘Helen Direniş Hareketi’ ve ‘Tüm Kıbrıs Anti İşgal Hareketi’ isimli örgütlerin yaklaşık 100 üyesi festival alanına doğru yürümeye başladı. Polisin barikat kurarak durdurduğu eylemciler Yunan milli marşını okuyup ‘Yabancılar Kıbrıs’tan Dışarı’ sloganları atmaya başladı. Saldırgan grup, festivale katılanlara şişe attılar, müzik grubunun performansı sırasında elektrik kablolarını kesti. Festival alanındakiler ise “Nazi’ler dışarı” sloganlarıyla karşılık verince tansiyon yükseldi. Irkçı gruplar polis barikatını zorlayarak festival alanına girmeye başladı.

11 yaralı, 7 gözaltı

Maske takan ırkçılar, festivaldekilere sopa, zehirli boya ve hatta bıçaklarla saldırdı. Festivaldekiler de ırkçılara taş ve sandalyelerle karşı koyunca arbede yaşandı. Saldırıda konser vermek için festivale katılan Kıbrıslı Türk şarkıcı Sertunç Akdoğdu da yaralandı. Beyzbol sopalarıyla darp edilen 30 yaşındaki müzisyen ciğerleri ve midesinden 2 bıçak darbesi aldı. Larnaka Hastanesi’ne kaldırılan Akdoğdu ameliyat edildi. 3-4 gün hastanede kalacağı belirtilen Akdoğdu dışında S. Ö. adındaki bir Kıbrıslı Türk de şiddetli şekilde darp edildi. Polis olayları güçlükle yatıştırırken, toplam 11 kişinin yaralandığı, 7 kişinin de gözaltına alındığı belirtildi.

“Polis özellikle engellemedi”

Olayların ardından görgü tanıkları Rum polisini suçladı. Festival alanında bulunan Beran Cemal isimli Türk, “Kavgadan sonra festivale katılan birçok Kıbrıslı Türk, Larnaka karakoluna sığındı. Olay yatışınca sınırı geçmek için yola çıkmaya hazırlanan Kıbrıslı Türkler, tehlikeli olacağı gerekçesiyle ayrılmamaları konusunda uyarıldı. Rum polisinden eskortluk yapmasını istendi. Ancak polis bunu reddetti. Saldırganlara bir şey yapmadılar. Bizi provokasyon olacağı gerekçesiyle fotoğraf çekemememiz için uyardılar” dedi.

Festivali düzenleyen Eşitlik, Destek ve Irkçılık Karşıtı Hareket Başkanı Doros Polycarpau da polisten, protestocuların yürüyüş yönünü değiştirerek, festival alanından geçmesini engellemelerini talep ettiklerini söyledi: “Bu talebe karşın polis tam tersini yaptı ve onların bize doğru ilerlemelerine izin verdi. Etkinliğin bulunduğu alana geldiklerinde kendimizi korumak için barışçı bir şekilde yere oturarak yolu kapadık ki polisi onları uzaklaştırmaya ikna edelim. Ancak polis onlara izin verdi.”

“Taliban ile yapılan görüşmeler sonuç verecek”

Cumhuriyet – 08.11.2010

Afganistan Dışişleri Bakanı Zalmay Resul, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile görüştü.

Arap Birliği Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmenin ardından Resul ve Musa, ortak basın toplantısı düzenlediler. Afganistan Dışişleri Bakanı Resul, ülke içinde Taliban temsilcileri ile yürütülen barış görüşmelerin sonuç vereceğine dair umut taşıdıklarını belirterek, “Bu görüşmeler sağlam temeller üzerine kuruldu. Olumlu bir sonuç çıkacağına inanıyorum.” dedi.

Uluslararası toplumun ve Arap ülkelerinin, Afganistan’da Taliban ile yapılan barış görüşmelerini desteklemesinin kendileri için mutluluk olduğunu vurgulayan Resul, görüşmelerin yavaş seyretmesine rağmen doğru yolda ilerlediğini söyledi. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da Afganistan’da istikrarlı bir yapının hayata geçirilmesi için yardımlarını esirgemeyeceklerini ifade ederek, Afganistan’ın, Arap dünyası için önemli, büyük bir ülke durumunda olduğunu kaydetti.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu Bülteni,  8 Kasım 2010

İletişim: www.kureselbak.org, kureselbak@gmail.com; 00905362196341

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.