8 Aralık 2010 – Edebiyat Atölyesi III – İstanbul

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

8 Aralık Çarşamba akşamı II.dönem Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesinin ikinci kitabı olan André Gide’in Kalpazanlar kitabını inceledik. Ülkü ve Ümmü Burhan yazarın hayatı, yazım özellikleri ve yaşadığı tarihsel dönem hakkında genel bir bilgi verdikten sonra kitap ile ilgili değerlendirmelerimize geçtik.

I.Dünya savaşının hemen ertesinde kaleme alınıp 1925 yılında yayınlanmış olmasına karşın, beklentilerimizin aksine, Fransa’nın yaşamış olduğu savaş koşulları ve sömürgecilik geleneğini çağrıştıracak her hangi bir ize, ipucuna rastlamadık. Roman, savaşın değmediği orta sınıf, küçük burjuva Paris ortamında geçiyordu. Oysa ki André Gide’in hayatta duruşunun savaş karşıtlığı olduğunu biliyorduk. Belki yalnızca Paris’in kenar mahalle tanımında savaşın yıkıcılığı görülüyordu; “hastalığın, fuhşun, utancın, suçun ve açlığın çöreklenmiş olduğu bu pis evlerin arasında…”

Şaşırtıcı biçimde ve ayrımcı üslupta cümlelerle karşılaştık. Dinde, ırkta, milliyette, cinsiyette ayrımcıydı. Genellemeler yapıyordu. “Odada tümüyle kendine özgü bir Protestan kokusu vardı. Aralarındaki teklifsizlik başladı mı Katolik ve Yahudi toplantılarındaki koku da bu kadar keskin, hatta daha da boğucudur…Katoliklerde bir kendini beğenme, Yahudilerde kendini küçük görme vardır. Yahudilerin burunları fazla uzun, Protestanların burunları ise tıkalıdır”.

“Bu tür insanlar herkesten daha zararlıdır ama herkesten daha çok alkışlanırlar…Servet, kafa, güzellik, her şeyleri var gibidir, bir ruhtan başka her şeyleri. Amerika bol bol çıkartıyor böylelerini”

Kadınların tümü iffetsiz, entrikacı, yalan söyleyen kalpazanlardı. Erdemli kadınların hep bir hesapları vardı. “Erdemli bir kadın her şeyden bir üstünlük payı koparır”, “Bir kocanın evinin yönetimini nasıl elden kaçırır”,”Bir kadın ne kadar akıllı olursa olsun anlamadığı şeyler vardır, kıskanır”, “Bir kadın ne kadar boyun eğmiş gibi davranırsa o kadar mantıklı görünür”, “Adamın yuları karısının eline vermesi”,“Karı gibi ödlek”.

Milliyetçiydi. Steril Fransızlığı vurguluyordu. “İnsan bunu bilmeden iyi Fransız olamaz, bunu benimsemeden hiç bir iyi konuda başarı sağlayamaz”, “Her iyi Fransız’ın savaşçı olması gerektiğini söylüyordu”, “Bize bir öğreti bırakılmıştır. Kuşku yok ki en iyisidir ve tektir”.

Çalışmaya, çalışanlara karşı da yargıları vardı. “Ben onu bir uşak sanıyordum”, “Onda bir uşağın pervasızlığı vardı”, “Çalışmanın utancını taşıyordu”, “Kim bu soytarı?”.

André Gide sözlerini sakınmasız ve sıkça bir savaş aracı olarak kullanıyordu. Karakterler söylediklerini “sözle kamçılıyorlardı”. Sözlü atışmalar adeta bir yenme, yenilme, kazanma, kaybetme ritminde geçiyordu. Düello yapmak meşrulaştırılıyordu. Öfkesini terbiye edemiyordu.

Diğer yandan André Gide’in Kalpazanlar romanında bireyi çevreleyen baskı unsurlarını çok çarpıcı ve başarılı bir kurguyla anlattığını gördük. “Ağacı orman biçimlendiriyor”du. Ve “bu umursamaz çevrelemelerden daha zararlı bir şey olamaz”dı ve tüm bu çevre insanları bozuyor, baskı yaratıyordu.

Bu baskı unsurlarının başında aile geliyordu. Bir hücre düzeni olarak aile! Bu ailelerde kuralları uygulamak adına karşılıklı anlayışsızlıklar, horgörü, yalan hüküm sürüyordu. “Bir kişinin yanında en iyi yanımızın coşması, diğerinin yanında da en kötü yanlarımızın ortaya çıkması” bu çevrenin önemini çok iyi vurguluyordu.

Diğer baskı unsurları dindi, eğitim ve hukuk sistemiydi ve hatta aşktı, evlilikti. Uzun süren evlilikler “birbirlerine korkunç acı çektiren iki varlık”ın beraberliğine dönüşüyordu.

Bu baskı unsurlarının dışına çıkanlar ise aidiyetsizlikle karşılaşıyorlardı. Gayri meşru çocuklar kendini hiçbir yere ait hissetmiyor ve bundan acı çekiyorlardı. Bu da bize, günümüzde de çok önemli bir rahatlama koyu sayılan, bir şeye ya da bir yere ait olmanın önemini hatırlatıyordu. Ama aynı zamanda ait olmayanın nasıl farklılaştırılıp ötekileştirildiğini ve bunu yaratan altyapıyı anlatıyordu. ”Kenarda bırakılmanın verdiği korkunç acı” hepimizce malumdu.

Kitap bir edebiyat eseri olarak da, yazıldığı döneme, 1925 yılına göre ilerici ve yenilikçi bir roman olarak adlandırılmıştı. Adeta roman içinde roman yazılmıştı. “romanını serüvene bırakıyordu. Yaşamın sunduklarının bir sonuç olduğu kadar bir çıkış noktası da olabileceği düşüncesindeydi”. Bizler de bir edebiyat eseri olarak değerini ve derinliğini çok beğenmiştik.

“İnsanın çok güzel at, sığır, ümes hayvanı, tahıl, çiçek ırkları elde etmek için o kadar şey yapıp da hala tıpta kendi dertlerine bir  rahatlama, acımada bir çare, dinde bir avuntu, sarhoşluklarda bir unutuş arar durumda olması aşağılık, yüz kızartıcı bir durum değil midir?”, “Hara gerek bize hastane değil”, “Babamın imanı bizim geçim yolumuz. Bu durumda babama gidip de gerçekten imanı olup olmadığını sormak, pek de nazik bir davranış olmaz” cümleleri bize yaşadığımız günleri, çok tanıdığımız kişileri ve düşüncelerini anımsattı.

Kitap diğer yandan bireyi hedef alan, ruhsal bütünlüğü bozan şiddeti, maddi ve manevi nitelikteki şiddeti, insanların dramını, boyun eğmeyi, yaşamın bireyi bölüp parçalamasını, masum doğan çocukların nasıl intihara sürüklenebileceklerini, bu süreci hazırlayan baskı unsurları üzerinden çok başarılı bir biçimde anlatıyordu.

Kitapda yaşlılık da bir savaş alanı olarak ortaya çıkıyordu. Bireyin iç savaşı ile dış dünya ile arasındaki savaş onu yalnızlığa itiyordu. Yaşlılıkta yalnız kalma ise başlı başına bir huzursuzluk, mutsuzluk, hoşgörüsüzlükle sonuçlanıyordu. Bu da, başka bir dilde savaş değil miydi?

İnsan olma durumları ve bu durumları biçimlendiren çevre, yaşanan olaylar, ilişkiler çok iyi örneklendiğinde hemfikir olduk. Nitekim “ Bir yanım Bourgogne gemisi ile birlikte batmıştı. Bundan böyle yüreğime binip de onu batırmalarına engel olmak için bir sürü ince duygunun parmaklarını, bileklerini kesecektim” sözü bir bebekten bir katil yaratabilen süreci çağrıştırdı bize. Bunu anlatan iyi bir örnek kitap okumak isteyenlere André Gide’in Kalpazanlar’ını öneririz.

Bir sonraki Atölye’mizde, 22 Aralık Çarşamba günü William Faulkner’in Abşalom Abşalom romanını bize tartışmaya açacaklar.

AtölyeBAK

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.