19 Nisan 2021 – Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesi XII. Dönem, XV. Toplantı – “Yangında Kaybettiklerimiz”

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Temasını ‘İspanyol dilinde yazılmış edebiyatta savaş ve barış’ olarak belirlediğimiz Edebiyatta Savaş ve Barış Atölyesi’nin XII. Döneminin on beşinci toplantısında Evren Ergeç bize yazar 1970-1980 döneminde Latin Amerika’da yaygın olan askeri diktatörlükler döneminden, yazar Mariana Enriquez’in  (1973 – ) hayatı üzerinden Arjantin toplumsal yaşamından kısaca söz ettikten sonra,  Atölyemizin konusu olan yazarın Yangında Kaybettiklerimiz  (2015) kitabını tanıttı ve katılımcıların tartışmasına açtı.

1943’te başkan Ramon Castillo yönetimine karşı yapılan darbeyle Juan Domingo Perón iktidara gelir. Perón ilki Şubat 1946’da, ikincisi anayasanın değiştiği 1951’de olmak üzere iki defa devlet başkanı seçilir. Otoriter siyaseti yüzünden ülkede karışıklıklar çıkınca 1955’te ikinci bir darbe ile devrilir, uzun yıllar sürgünde yaşar, 1973’te ülkesine döner ve yeniden devlet başkanı seçilir. Bir yıl sonraki ölümünden sonra karısı İsabel Perón devlet başkanlığına getirilirse de o da ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayamaz ve 1976’da ordu tarafından uzaklaştırılır.

II. Dünya Savaşı sırasında Arjantin hükumetlerinin gizli ve kamufle edilmiş Nazi taraftarı tutumları, A.B.D. ve batı ile ilişkilerinin gerginleşmesine ve Arjantin’in PanAmerikan Konseyinden çıkarılmasına sebep olur. Savaş sırasında görüntüde tarafsız kalan Arjantin, 1945 ilkbaharında müttefikler tarafına girer, geniş ölçüde ABD’nin desteği sebebiyle o sene BM üyesi olur.

Savaştan sonra general olan Juan Domingo Peron güçlenir ve 1946 Şubatında Arjantin Cumhurbaşkanı seçilir. 2.Eşi Eva Peron’un yardımıyla enerjik ve sert bir idare kurmayı başararak, zamanında, siyasi desteğini silahlı kuvvetlerden almaya çalışan sınıflara sözünü geçirmesini başarır, basını bir devlet organı haline getirir, totaliter bir rejimin başkanı olarak kendisine daha büyük yetki vermesi için anayasayı değiştir.

Uzun Bastonların Gecesi, 29 Temmuz 1966’da Arjantin Federal Polisi Şehir Düzeni Genel Müdürlüğü’nün, Buenos Aires Üniversitesi’nin (UBA) beş fakültesinin öğrenciler tarafından işgal edilmesi, ardından eylemim öğretim üyeleri ve mezunlar tarafından desteklenmesi sonrasında tahliyeleri sırasında yaşanan vahşete verilen ad olur.  Olayın adı, polis memurlarının gözaltına alındıktan sonra binalardan çıkarken çift çizgiden geçmeleri istendiğinde üniversite yetkililerini, öğrencileri, öğretmenleri ve mezunları ağır şekilde dövmek için kullandıkları uzun coplardan gelir. Olay öğretim üyelerinin ve araştırmacıların istifaları, sonraki aylarda yüzlerce profesörün işten çıkartılması ve ülkeyi terk etmeleriyle devam eder.

Arjantin’in eski devlet başkanlarından General Galtier İngiltere’ye ait, fakat kendilerine çok yakın olan Falkland adalarını Nisan 1982’de Rosairo operasyonuyla ele geçirir. İngiltere ile olan savaşı Arjantin kaybeder ve adaları İngilizler tekrar geri alır.  Gerek yapılan savaş ve gerekse bu durumda bazı devletlerin uyguladıkları ekonomik ambargo, Arjantin’in iktisadi durumunu çok sarsar. 1976-1982 yılları arasında Arjantin’i yöneten darbeci generaller zamanında ‘Ulusal Uzlaşma Süreci’ adı verilen, cezaevine gönderilenlerin dışında yaklaşık 30.000 kişinin ortadan kaybolduğu bir dönem yaşanır.

Arjantin’de 1983’te kurulan CONADEP (Kişilerin Kaybolması hakkında Ulusal Komisyon) tarafından yazılan Nunca Mas (Bir Daha Asla) raporuna  göre 24 Mart 1976 tarihi sonrasında alıkonulmuş olan 8.960 kişi bir daha görülememiştir. Darbe döneminde zorla kaybettirilen kişi sayısının 30 bin civarında olduğu düşünülmektedir. Alıkoyulduktan sonra doğan ve aileleriyle bağları kopartılan çocukları aileleri ile yeniden buluşturma çabaları hala devam etmektedir. Askeri rejime karşı direnişleriyle dünyaca tanınan Abuelas de Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı Nineleri) örgütünün de girişimleriyle kurulan genetik veri tabanı sayesinde bugüne kadar başkalarına evlatlık olarak verilen 130 torun bulunabilmiştir. BU tablo Arjantin’deki siyasal şiddetin acılarını yansıtır.

Askeri yönetim 1983 yılı sonlarında seçime giderek idareyi sivillere teslim eder ve böylece yedi sene süren askeri idareden sonra sivil yönetime dönülür.  1989 Yılında Suriye kökenli Carlos Menem on yıl süreyle devlet başkanlığına seçilir. Arjantin’in 1990’lı yılları pek çok ülke için başarılı bir model olarak görülmesine karşın ülke 2000’li yılların başında ekonomik sıkıntı içine düşer, Menem’den sonraki üç yıllık ara dönemden sonra 2002’de devlet başkanlığına seçilen Eduardo Duhalde ülkenin içine düştüğü ekonomik krizle mücadele etmeye çalışır.

1930 Yılından itibaren Arjantin’de hiçbir sivil yönetim 6 seneden fazla iktidarda kalamaz.1819 Yılından itibaren 46 devlet başkanından sadece ikisi, askerî darbesiz seçimle görevini devir-teslim eder; 1989’da Raúl Alfonsín’in yerine Carlos Menem (El Turco) seçilir.

Ekonomik kriz sırasında Kongre tarafından seçilen Eduardo Duhalde, 2003 Mayıs ayındaki seçimlere kadar ülkede düzeni sağlamayı başarır, ekonomideki küçülme önce yavaşlamış, 2003 yılı ile birlikte  büyüme başlar. 2003 Yılında Peronist hareketin bir kolu olarak kurulan Zafer Cephesi adayı olan Néstor Kirchner Devlet Başkanlığına seçilir. Kirchner Dönemi ekonominin hızla toparlandığı, Başkanlık yetkilerinin arttığı, kurumsal yapılanmanın güç kaybettiği, 1980’lerdeki af yasasının kaldırılarak kirli savaş zamanında suça karıştığı ileri sürülen birçok asker ve polisin emekli edildiği veya yargılandığı bir dönem olur.  2003-2007 yılı Ekim ayına kadar ülkeyi yöneten Néstor Kirchner’in yerine eşi Cristina Fernández de Kirchner, 28 Ekim 2007 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde Devlet Başkanı seçilir. 23 Ekim 2011 tarihinde yapılan yeni Başkanlık seçimlerinde, Cristina Fernández de Kirchner oyların %54,11’ini alarak seçimi ikinci kez kazanır, partisi Zafer Cephesi ise oyların %52,19’unu alarak Kongre’de 87 sandalyenin sahibi olur. 27 Ekim 2013 tarihinde yapılan kısmi ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin 1/2’si ile Senato’nun 1/3’ü yenilenir. Zafer Cephesi partisi, seçimden birinci parti olarak çıkmakla birlikte büyük bir oy kaybına uğrar ve oyların %32’sinden daha azını alabilir. Parti 2013 seçimlerindeki yüksek oy kaybına rağmen, 2011 seçimlerinde elde ettiği başarıdan dolayı, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Kongre’de çoğunluğunu korur.

Arjantin’de siyasal popülist konjonktür 3 dönemde irdelenebilir:

1.      1930’lardan 1960’lara uzanan, dünya ekonomik krizinin ürettiği ekonomik ve politik sonuçlarla birlikte tartışılan, literatürde “klasik popülizm” olarak adlandırılan, Juan Peron  Dönemi.

2.      1980’lerin sonunda ortaya çıkan ve 90’lara devam eden neoliberalizme geçiş ve bu geçişin ürettiği sosyal, politik sonuçlarla birlikte tartışılan “neopopülizm” ya da “neoliberal popülizm” olarak adlandırılan Carlos Menem Dönemi.

3.      Neoliberalizmin yıkıcı sosyal-siyasal sonuçlarının ürettiği krize yanıt olarak 1998’de Hugo Chavez’in seçilmesiyle başlayan ve kıtayı saran “pembe dalga” sürecinin bir parçası olarak “radikal popülizm” ya da “sol popülizm” olarak adlandırılan,  Cristina Fernández de Kirchner (2007-2015)- Mauricio Macri (2015-2019)- Alberto Fernandez 2019 Dönemleri.

Arjantinli gazeteci, romancı ve kısa öykü yazarı Mariana Enríquez, 1973 yılında Buenos Aires’de doğar. Ulusal La Plata Üniversitesi Gazetecilik ve Sosyal İletişim Fakültesi’nden mezun olur. Página / 12 gazetesinin sanat ve kültür bölümünün editör yardımcısı olarak çalışır ve edebiyat atölyeleri yürütür. 1995 Yılından bu yana  edebiyat dünyasına eserler üretmektedir. Kısa Öyküleri:  (2009). The Dangers of Smoking in Bed. (2016). Things We Lost in the Fire. Romanları: (1995). Bajar es lo peor. (Down is worse)

(2004). Cómo desaparecer completamente. (2017). Éste es el mar. (This is the sea)(2020). Nuestra parte de noche.  (Our part of the night). Kısa RomanI: (2019). Ese verano a oscuras. – Illustrated by Helia Toledo. Kurgusal Olmayan çalışmaları: (2014, 2018). Alguien camina sobre tu tumba: Mis viajes a cementerios. (Someone walks on your grave. My trips to cemeteries.) (2018). La hermana menor: Un retrato de Silvina Ocampo. (The younger sister. A portrait of Silvina Ocampo)

Hikayeleri İspanya, Meksika, Şile, Bolivya ve Almanya’da  antolojilerde yer alır, çevrilir, yayınlanır.  2019 yılında Herralde Ödülünü alır.

Yangında kaybettiklerimiz yazarın 2015 yılında yayınlanan, 14 öyküden oluşan kitabıdır. Kadınlar, çocuklar ve köpeklerin sıklıkla karşımıza çıkan öykülerden oluşur. Kadınlar vahşidir; şiddet görür ve şiddet uygular. Yazara göre Gerçek hayat vahşidir. Kadınlar bu nedenle vahşileşmişlerdir. Kadınları kutsallaştırmaya, yüceltmeye gerek yoktur.

Eski aile evinde oturan bir kadın mahallede işlenen çocuk cinayetinden ötürü kendisiyle hesaplaşır. Tehlikelerin kol gezdiği mahallelerdir. Mahallede “- en ufak şeyden rencide olan beyinsiz müptelalar ellerindeki şişelerle karşı saldırıya geçebilir; sarhoş ve yorgun travestiler de mıntıka mücadelesi verebilir.” Sokakta yaşayan çocuklar ve anneleri metroda dilencilik yapar.“… özellikle de pasaklı çocukla annesinin, isimsiz ölüler misali kımıltısız uyuduğu köşeye bakıyorum.” “ Pasaklı çocuk yapış yapış parmaklarını yalarken insanları aslında ne kadar da az umursadığımı, bu sefil hayatların gözüme ne denli doğal gözüktüğünü fark ediyordum.” Rüyasında pasaklı çocuğu görür. “ Ve kamyon ona çarpıyordu, tekerlerin karnını bir futbol topuymuşçasına yarışını ve bağırsaklarını ta köşeye kadar sürükleyişini izliyordum. Pasaklı çocuğun kafası sokağın ortasında kalakalıyordu ; gözleri açıktı ve hala gülümsüyordu.” Sonradan annesini görür. “Uyuşturucu bağımlıları yanık lastik, zehirli atık, kirli su ve kimyasal ölüm kokar.”

Eskiden polis okulu olan bir pansiyonda şiddet ve yine geçmişte burada tutuklu kalmış kişilerin acılı hayaletleri arasında dolaşılır. “Florencia derslerden sonra pek çok kez kız kardeşini saç saça baş başa savunmak zorunda kalmıştı. Fahişe, sürtük, ayyaş, saksocu kız kardeşin, götünden de verdi mi ha? Lali’ye hakaretler yağdıranlar hep kızlardı.”

Gençlerin hayatı uyuşturucuyla çerçevelenmiştir ama arka planda Arjantin’in 1984-1994 yılları arasındaki ekonomik, toplumsal yaşamının acılarını görürüz.  “Paraguay’dan gelen zehirli bir ot içiyorduk; kuruyken çiş ve böcek ilacı kokuyordu ama hakikaten sağlam maldı, üstelik ucuzdu da.” “Babası mütemadiyen sarhoştu ve Andrea’nın odasının anahtarı vardı; geceleri babası gelmesin diye kapıyı kilitliyordu.” “Tuvalette viski içiyor, annemden Emotival araklıyorduk. Emotival depresyonda filan olduğu için aldığı bir ilaçtı.” “Şimdi bu konuda çok sıkılar ama o zamanlar eczacıya otistik bir kardeşiniz yahut psikotik bir babanız olduğunu söylediğinizde bir çırpıda reçetesiz ilaç veriyorlardı.” “Kokain çekmek için masayı ve Roxana’nın odasındaki aynayı kullanıyorduk; aynayı masanın tam ortasına koyuyordu ve biz, sanki ayna su içmek için kafamızı daldırdığımız bir gölmüş gibi etrafına oturuyorduk, boyası dökülen kirli duvarlar ormanımızdı.” “… dördüncü kürtajından sonra, hastaneye gitmeye çalışırken sokağın ortasında kan kaybından ölmüştü. Kürtaj yasa dışıydı ve kürtaj yapan kadınlar, kızları doğruca sokağa atıyordu; muayenehanelerde köpekler vardı, geride bir iz bırakmamak için ceninleri bu hayvanlara yedirdikleri söyleniyordu.” “Partisi için güya Hollanda’dan yeni gelmiş bir asit bulduk.”

“Enflasyon yüzünden ağlaşmıyorlardı artık: İşsizlikten ağlaşıyorlardı. Sanki hiç suçları yokmuş gibi ağlaşıp duruyorlardı. Masum insanlardan nefret ediyorduk biz.” s. 55

   Tek kolu omzundan kesik  Adela’nın hikayesinde de  acımasız çevre koşullarını izleriz. “Çocukların çoğu ondan ya korkuyor ya tiksiniyordu. Onunla alay ediyorlardı, canavar diyorlardı ona, iğrenç, eksik yaratık; bir sirke yazdıracaklarını söylüyorlardı, tıp kitaplarında fotoğrafları yer alıyor olmalıydı muhakkak.” “(Doberman) Köpeğin ona iki yaşındayken saldırdığını söylüyordu.” “Taşındık. Ağabeyim yine de delirdi. Yirmi iki yaşında intihar etti. Paramparça bedenini ben teşhis ettim.” “Sonuna kadar, son hamlesine kadar, ondan geriye sadece kaburga, parçalanmış bir kafatası ve her şeyden öte rayların ortasında, bedeninden ve trenden sanki bu kazaya – intihar, intiharına hala kaza diyorum ben- ait değilmişçesine ayrı duran o sol kol kalıncaya kadar da gizlemeyi bildi; biri o kolu, bir mesaj, bir selam niteliğinde rayların ortasına bırakmıştı sanki.”

Buenos Aires’te suçlar, suçlular turu gerçekleştiren turist rehberi Pablo’nun çocuk yaşta cinayete teşebbüs eden bu nedenle ıslahevine kaldırılan ancak dışarı çıktığında çocuk ve küçük hayvan katiline dönüşen Ufaklık’la ilişkilenmesine tanıklık ederiz. “Buenos Aires dehşet turundaki diğer katiller sıkıcıydı işte. Kimseyi rencide etmemek adına tur programına almadıkları diktatörleri saymazsak şehrin öyle büyük katilleri de yoktu zaten.”“Zavallı Reina Bonita cinayetini Pablo’nun favorisi değildi. O, üç yaşındaki Jesualdo Giordano cinayetini seviyordu – ne çare ki kullandığı kelime buydu.” “Fakat içini kemiren, aklından çıkmak bilmeyen bir şey vardı. Böylece cinayet mahallesine geri döndü. Elinde bir çivi vardı. Çiviyi ölü çocuğun kafasına çaktı.”

Örümcek Ağı öyküsünde kötü olan bir evlilik ilişkisindeki psikolojik şiddetin yolculukla sona ermesine tanıklık ederiz. “Kamyon şoförlerinden birinden beni ezmesini istemek geçiyordu içimden, yolun ortasında, ara ara asfaltta gördüğüm ölü köpekler gibi, bağırsaklarım dışıma çıkmış kalakalayım öylece, yavruları can çekişirdi koca karınlarıyla katil tekerlerden kaçmayı başaramayacak denli yavaş hareket eden annelerinin yanında.”“Tüm bunlar başımıza kocam kahramanlık gösterisi yapmak istediğinden gelecekti. Üstelik o öyle işkenceye falan da naruz kalmayacaktı, işi kolaydı yani, kafasına bir mermi yiyecekti, hepsi bu, zira erkekleri böyle öldürüyorlardı burada, Paraguay askerleri eşcinsel olacak değildi ya!” “… ve aklımdan onu hemen oracıkta öldürmenin ne denli kolay olduğunu geçirdim, bagajdan bir tornavida bulur, boğazına saplayıverirdim; buna karşın o beni öldürmek falan istemiyordu, bana eziyet etmek, hayattan nefret etmemi sağlayacak kadar canımdan bezdirmek, hayatımı değiştirecek takati bile bulamayacak kadar bıktırmak istiyordu.”

Kendine bedensel şiddet uygulayan Marcela’nın psişik rahatsızlığının başkasına sirayet etmesini izleriz. “Öğretmen Caseros Savaşı’nı anlatırken Marcela sol el tırnaklarını söktü.” “Hızlıca yanağını kesti.” “Dönüşte, otobüste otururken, bir gece önce, çarşafların altında bir çakıyla uyluğumda açtığım yaranın pıt pıt attığını hissettim. Acımıyordu.”

Yine Arjantin’in acılı geçmişini okuruz Bir Gram Et Yok Üstümüzde öyküsünde. “Babam toplu mezarlardan söz ederdi, üstleri açıkmış, kemik havuzu gibiymiş ama artık böyle bir şey olduğunu sanmıyorum.”

Komşunun Avlusu öyküsünde ise ağır ekonomik koşullar altında, bir an rahatlamak isterken hatalar yaparak sosyal hizmetlerden kovulan, bunun yarattığı travmayla baş edemeyen bir kadının yeni taşındığı evdeki halüsinasyonlarına tanıklık ederiz.  “Sosyal Hizmetler’de çalışırken yatağa bağlı, zincirli, hapsedilmiş çocuklar hakkında dinlediği sayısız hikayeyi düşündü. (…) Çocukların hiçbir zaman düzelemediği söyleniyordu. Hayatlarını korku içinde geçirdikleri, genç öldükleri, çok fazla yaralarının olduğu ve yara izlerinin her daim göründüğü söyleniyordu.” “Paula bir azize – son derece anaç ve fedakarca zor durumdaki çocuklarla ilgilenen, işinin ehli bir sosyal hizmet görevlisi –  olmaktan çıkmış, radyoda kumbiya dinler ve içki içerken çocukları sürünmeye terk eden sadist ve zalim bir sosyal hizmet görevlisine, korku filmlerindeki o kötü kalpli yetimhane müdiresine dönüşmüştü.”

Marjinalleşmiş, toplum dışına itilmiş insanların yaşadığı bir suç mahallesinde, Kara Suların Dibindeki bir yerleşimde bir savcının trajedisi okuruz.

Yeşil Kırmızı Turuncu öyküsünde kendisini odasına ve internetteki Derin Ağlara kapatmış Marco’nun bu tecrit altındaki odasındaki yalnızlığını görürüz. “Çocuk hayaletlere Zashiki-warashi deniliyor ve kötü olmadıklarını inanılıyor. Asıl kötü olanlar kadın hayaletler. Farklı farlı şekillerde görülebiliyorlar ortadan ikiye kesilmiş bir kız olarak karşına çıkabiliyorlar mesela.” “İşkence edilen bir kızdan söz ediyor, zayıf, siyahi bir adamın tekmeleye tekmeleye kızın göğüslerini parçaladığını söylüyor. Sonra kıza öldüresiye tecavüz ediyorlarmış. İşkence videosu ve çığlıklarını içeren ses kaydı satılık. Tamamen insanlık dışı ve insanın aklından çıkarabileceği türden bir şey değil.” “Orada çocukları açlıktan öldürüyorlar. Hayvalarla cinsel ilişkiye girmeye zorluyorlar. Onları asıyor ve tabii ki tecavüz ediyorlar. İnternetin en sapkın yeri ya da yeriydi. Şimdi bir de cesetlerle sevişilen bir site çıktı.”

Yangında Kaybettiklerimiz’de ise şenlik ateşleriyle yakılmaktansa kendilerini yakan kadınları okuruz. “Kadın onu terk etmek üzereydi. İşte bunu engellemek için adam kadını bu hale getirmişti; kimsenin olamayacaktı bundan böyle. Kadın uyurken yüzüne alkol dökük çakmakla tutuşturuvermişti.” “Çok tuhaf bir intihar vakası, zavallı kadın tüm o yakılan kadınlardan etkilenmişti besbelli, Arjantin’de böyle bir şey nasıl olabilir aklımız almıyor, bunlar Arap ülkelerinde, Hindistan’da olabilecek şeyler.”

“Kitaplara geleceğe yazılır. Salgın döneminin  belirsizliği, ne zaman sona ereceğindeki bilinmezlikte yazı yazılamıyoröyküleri” diyen yazarla ilgili olarak Atölye’de aile, ev içi ve şehir şiddetini içeren öykülerinin dünyanın her yerinde yaşanılabileceğini konuştuk. Normal hayat diye bir şeyi tanımlamak zordu. Hiçbir ev güvenli değildi. Tekin ev yoktu adeta. Hayat, insan ve yazar zaman zaman merhametsizdi.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.