15 Şubat 2017 – -Edebiyat Atölyesi VIII. Dönem VII. Kitabı

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Konusunu ‘Antik Çağ Yazınında Savaş ve Barış’ olarak belirlediğimiz VIII. Dönem Edebiyatta Savaş ve Barış Atölye’sinin 15 Şubat Çarşamba akşamki oturumunda Yalçın Akyıldız yazar Aristophanes’i (MÖ 450 ya da 446-MÖ 385 ya da 388) yaşadığı dönemi ve Lysistrata kitabını tanıttıktan sonra, metni Atölye katılımcılarının değerlendirmelerine açtı.
Aristophanes’in yaşadığı, eserlerini verdiği yıllar, Atina’nın emperyalist emeller taşıdığı, dönemi için dünya savaşı sayılabilecek, Peloponnes Savaşı (431-404) yıllarıdır.
Atina’nın Yunanistan topraklarında, içerde ve dışarda egemenliğini kurduktan sonra, Yunan Dünyasını kendi yönetimi altında birleştirmek ve tek bir devlet kurmak için çalışması, bölgede tam bir gerilim yaratmış ve demokrasiyle yönetilen Atina ile oligarşiyle yönetilen Sparta arasında kıyasıya bir güç mücadelesine dönüşmüştü̈. Bu gerilim 30 yıl süren Peloponnes Savaşlarını doğurur. Bölgedeki şehir devletler, Atina ya da Sparta’yı desteklemek için bölünürler. Atinalıların sonunu hazırlayan savaşlar Sicilya seferleriyle başlar. Atinalıların Sicilya’ya seferler düzenlemesini fırsat bilen Spartalılar Argos’a saldırılar düzenler. Savaşın ilk zamanlarında Atinalılar kazanır gibi olmuşlarsa da savaşların on yedinci senesinde Atinalılar yenilir. 18. Yılın sonrasında da Spartalılar Attika’ya saldırarak Atinalıları iki ayrı savaşı sürdürmek zorunda bırakarak, hem ekonomik hem de siyasi alanda zayıflamalarına sebep olur. Savaşın galibi Sparta’dır. Atina savaş sonucunda daha despotik bir yönetime geçer ve Spartalılar yönetimde söz sahibi olurlar.
Bu dönemlerde, yeni bir tür olarak ortaya çıkan komedya dinsel törenlerden, özellikle de erginleşme törenlerinden esinlenmiştir. Mevsimsel döngünün ölüp dirilme motifini esas alan bu törenler, erginlenecek insanların çocuk olarak öldüğü̈ ve ergin olarak dirildiği düşüncesini yansıtır. Üç bölümden oluşur; pompe, tören alayının şehirden çıkışını, agon bir yarışma, bir acıya dayanıklılık gösterisi ya da bilmece sorma gibi şekillerde ortaya çıkabilecek sınamayı, kômos ise erginliğe erişenlerin muzaffer bir alay şeklinde şehre dönüşlerini temsil eder. Müzik eşliğinde dans ederek, açık saçık sözleri olan şarkılar söyleyerek, seyirciler arasındaki kişilere ya da Atina’nın ünlü̈ kişilerine alaycı bir yaklaşımla söz dokundurarak, maskaralık yaparak yol boyunca ilerleyen coşkulu ‘komos’ koroları, M.Ö. 501 yılında Dionisos Şenlikleri’nin yasal bir parçası olur. Komoidia sözcüğü ‘kômos şarkısı’demektir ve törenin bu aşamasında söylenen şarkı ya da anlatılan hikayeyi tanımlar.
Savaş Dönemi yazarı olarak konumlandırılan Aristophanes’den günümüze gelmiş on bir yapıtla Eski Komedya türünü yansıttığı söylenir. Eski Komedya Atina’nın Altın Çağı’nın (M.Ö. 480—430) ürünüdür. Ardından gelen ve yine Atina’da doğmuş olan Yeni Komedya ise günümüz tiyatrosunun öncüsü̈ kabul edilir.
Atina, Peleponnes Savaşları’nda kesin olarak yenilgiye uğrayıp toplumsal, politik, ekonomik açıdan yoğun bir kargaşanın yaşandığı karanlık bir döneme girince, Altın Çağ’da yaşanmış olan ‘demokrasi’ den de söz edilemez olur. Eski Komedya bu dönemle birlikte bir çok özelliğini yitirir; düşünce ve söz özgürlüğünün yitirilmesiyle ‘toplumsal eleştiri’ve ‘taşlama’ortadan kalkar, ekonomik sıkıntı nedeniyle, büyük parasal yatırım gerektiren korolar küçülür, oyun yazarı için bir ‘serbest kürsü’ olan ‘Parabasis’ bölümü işlevini ve varlığını yitirir, politik ve ekonomik zorluklar içinde Dionisos’un esinlediği yaşama sevinci yok olduğundan, komedyanın, ‘ritüel’ kökeniyle olan bağları kopar, Atina’nın yaşamında artık Plato ve İsokrates’ten eğitim görmeye gelen varlıklı gençler, iş adamları gibi yabancıların da etkin olmasıyla seyirci profili değişir, seyirci-koro-oyuncu-yazar bütününün ‘ortak bilinci’ yok olur.
Aristofanes, Atina’nın parlak devri bittikten sonra, Atina’nın 17 mil güney batısındaki küçük ama önemli bir ticaret merkezi olan Aegina’da doğar. Aristokrasiye eğimli, büyük toprak sahibi, zengin bir aileden gelir. Tragedya yazarlarından en çok Aiskhylos’u ve Sofokles’i sever, Euripides’i yerden yere vurur. Aristofanes geleneklere bağlı ve her yeniliğe tepki gösteren bir yazardır. Düşüncelerinde tutucuydu. Edebiyatta ve sanatta yapılan yenilikleri pek beğenmezdi. O nedenle her yönüyle yeni olan Euripides’ibeğenmez ve komedyalarında onunla alay eder. Yazar, Sophistlere ve doğal olarak Sokrates’e de, gözünde tehlikeli ihtilalciler, gelenekleri yıkan, töreleri saymayan düşünürler olmaları nedeniyle karşıdır.
Aristofanes, Pelepones Savaşı dönemi Atina’sını tüm yönleriyle dile getirir. Yaklaşık elli yıl süren Altın Çağ boyunca elde ettiği değerleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya geleņ Atina’yı anlatır. Demokrasi yozlaşmaya başlamış, yönetim ‘demagog’ların eline geçmiş, savaş, güvensizlik ve yoksulluk getirmiştir. Aristofanes, bir yurtseverdir; Atina’nın Altın Çağı’na dönebilmesi için, dolaylı ya da dolaysız olarak tüm oyunlarında, Atina’yı ‘kurtarma’ kaygısını dile getirir. Eğitim gibi, hukuk gibi, kamu yaşamını doğrudan doğruya ilgilendiren konuları sürekli olarak irdeler. Bu nedenle de yapıtları ‘düşünce ve tartışma güldürüsü’ özelliği taşır. Aristofanes’in oyunlarında, toplumsal taşlama yanında bireysel taşlama ve yergi de ağırlıklı olarak yer alır.
Öncesinde birbirinden bağımsız parodiler şeklinde meydana gelen komedya Aristofanes’le birlikte tek bir hikayenin çevresinde dönen sanatsal bir yapıya bürünür. Bayağı farslar yerine oyunlarına bir kurgu çatısı getirerek onlara edebi bir eser niteliği kazandırır. Böylelikle kaba saba sözler ve kişisel taşlamalardan öteye gitmiş, komedya metnine sanatsal bir değer kazandırmış olur. Aristoteles de Poetika’da başta dramatik bir tür olarak sanatsal değeri olmayan komedyaya Aristofanes’in bir öykü, çatı ve nitelik kazandırdığını belirtir. Onun komedileri anlamak için dönemin Atina yaşamındaki gündelik olayları ve dili bilmek gerekir. Sık sık yöresel şivelere oyunlarında yer verir, kelime oyunları yapar. Çevirilerde yansıtılması oldukça güç olan kelime oyunları, komedyalarında önemli bir yer tutar. Aristofanes yeni kelime üretimlerine açık olan Yunanca’nın olanaklarından sonuna dek faydalanır. Komedyalarında özel isimlerin hemen hepsi kendi komik buluşlarıdır.
Aristofanes’in yarattığı komiğe bugün de güleriz. Bu oyunlar o günün Atina’sında, herkesin her gün haşır neşir olduğu kişiler, konular ve tarihsel olayları anlatmaktadır. Atina’nın günlük yaşamı, özellikle orta kesim esnaf ve çiftçiler oyunlarına olanca canlılığıyla yansır. Çeviride yiten kelime oyunları bir yana, güncel kişi ve olaylara değinildiği, Atinalı olmayanların şive taklitlerinin yapıldığı, herkesin tanıdığı kişilerin taklit edildiği düşünüldüğü zaman, bizim aldığımız komedya zevkinin kat kat üstünün yaşandığını tahmin etmek zor değildir. Bu gündelik detayları kaçırıyor olsak da, eserlerinde insanın evrensel sorunlarını işlemesi, ele aldığı karakterlere bugün de aynı şekilde rastlıyor olmamız, olayları ele alış biçimi ve barışçıl bakış açısı onu bugün bile böyle değerli kılar. Bugün de Aristofanes’in o zaman karşı durduğu, isyan ettiği ne varsa geçerli olduğu için bu eserler değerlidir. Bu nedenle hala oynanır ve okunur.
Lysistrata orduları terhis eden anlamına gelir. Lysistrata’nın yazılışı ve sahnelenişi Atina’nın geçici ve pamuk ipliğine bağlı Nikias barış dönemine denk gelir. İdareciler gizlice savaşa hazırlanırken, demokrasi yerini yavaş yavaş oligarşiye bırakmaktadır. Fakat bu barışın geçici olduğunu bilen Aristofanes, bu oyunda da barışın savunuculuğunu yapar. Lysistrata’da yazar halkını bir kez daha barışa çağırır. Ama bu laf anlamayan halka bu kez kadınlar üzerinden derdini anlatmaya karar vermiştir. Oyun, Atinalı bir kadın olan Lysistrata’nın Atina, Sparta ve diğer bölgelerden kadınları toplayıp onları barışı getirmek için cinsel greve davet etmesiyle açılır. Lysistrata koronun ikiye ayrılması ve karşıt karakterleri oynaması bakımından farklı bir komedyadır.
Kadınların direnişi, bugün de olduğu gibi, hep bir düşmana yüklenir; Sparta’lıların bir tezgahı olarak görme eğilimi ortaya çıkar; ‘Allahın belası kadınları kışkırtmışlardır’. Atina’nın rüşvetçi yöneticisi adıyla sanıyla eleştirilir; ‘Peisandros ancak parayla doyar.’ Uzlaşma ve diplomasi kültürü, kadınların günlük hayatlarından, yün eğirme eğretilemesi kullanılarak anlatılır. Barış söylemi yaygındır ancaküslup yine de erkek dilinde ve savaş söylemiyle, araç ve gereçleri kullanılarak yapılır; ‘Barış söz konusu olduğuna göre, yemin kalkan üstüne olmaz.’
Kadınlar için kullanılan betimlemeler aşağılayıcıdır; ‘Azgın hayvan… Canavar yaratık… Aşağılık yaratık… Utanmaz yaratık… Ayrıca zevk, konfor ve şehvet düşkünü.’ Kadınları yüceltmek için mi yoksa yurttaş bile olmayan kadınlara barışı kurtarma görevini vererek onlara inancını mı göstererek, anlaşılmaz bir dille uyarır; ‘Bari şu kadınlardan örnek alın!’ ‘Şu kadınlar bile sizden akıllı davranıyor, siz böyle yaparsanız ülkeyi yönetmek onlara bile kalabilir.’
Evet barış söz konusu olduğunda, yemin silah üzerine yapılamayacağı gibi, kadınları dışlayıp, onlar adına konuşarak da yapılmaz. Hele kadınlar, ‘Savaş, kadınların işidir!’ diyemez. O kadın, ‘parayı güvence altına almak istedik, sizleri savaşa kışkırtmasın diye,’ diyerek savaşın kökenini vurgulasa da barış hep birlikte söylenecek bir türkü olursa kalıcı olur. Çünkü ‘Burada parmaklığa değil…hayır, anlayışa ihtiyaç var!’

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.