15 Eylül 2010 – Basın Açıklaması – İstanbul

0
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

AİHM’in Hrant Dink davasına ilişkin kararının Değerlendirilmesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hrant Dink için aldığı karardan sonra avukatlar bir basın toplantısı düzenlediler. Taksim Hill Otel’de düzenlenen toplantıya, avukatlardan Fethiye Çetin ve Arzu Becerik’in yanı sıra Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Turgut Tarhanlı, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel İnceoğlu ile Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş katıldı. Toplantıda karar değerlendirilirken, davanın bu karardan sonra seyrinin değişmesi gerektiği anlatıldı. Basın toplantısına ilişkin haberler aşağıdadır:

Rakel Dink: “Tazminatı bağışlayacağız”
CNN Türk – 14.09.2010

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) başvurularına ilişkin kararının, yarın doğum günü olan eşine bir hediye niteliği taşıdığını belirterek, “Aile olarak mahkeme tarafından uygun görülen manevi tazminatın tamamını bağış olarak 3 kurum arasında paylaştıracağımızı duyurmak istiyoruz” dedi.

Rakel Dink, Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin ve Agos Gazetesi çalışanları, Hrant Dink’in öldürüldüğü gazete binasının önüne kırmızı güller ve mumlar bıraktı.

Burada gazetecilere açıklama yapan Rakel Dink, Şubat 2004′ten beri en son AİHM’e gönderilen savunmada da görüldüğü gibi Türkiye toplumunun planlı ve örgütlü bir şekilde Hrant Dink’in Türklüğe hakaret ettiğine, Türk düşmanı olduğuna inandırılmak istendiğini ileri sürdü.

Rakel Dink, “Hrant’ın hayattayken en çok canını acıtan da bu ırkçı yaftanın üzerine yapıştırılmaya çalışılmasıydı. Çünkü o bütün yaşamı boyunca ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele etti” dedi.

Hrant Dink’in 23 Ocak 2007′deki cenazesinde yüz binlerce insanın, onunla ilgili vicdanının kararını ilan etmesinden sonra AİHM’in bugünkü kararının, onun haklılığının tescili olduğunu vurgulayan Rakel Dink, “Yarın Hrant’ın doğum günü. AİHM’in oy birliğiyle verdiği bu karar, bir doğum günü hediyesi. Aile olarak mahkeme tarafından uygun görülen manevi tazminatın tamamını bağış olarak 3 kurum arasında paylaştıracağımızı duyurmak istiyoruz. Bu tazminat eğitimde kullanılması için Toplum Gönüllüleri Vakfı Hrant Dink Burs Fonuna, Ermeni kültürünün, Ermenice eğitiminin Türkiye’deki devamlılığına destek olması için Getronagan Ermeni Lisesine ve Türkiye’deki Ermenistanlı göçmen çocukların eğitimine destek olması için Gedikpaşa Protestan Kilisesi’ne bağışlanacaktır” şeklinde konuştu.

Eşinin bugünü görmesine engel olunduğunu ifade eden Rakel Dink, şöyle devam etti:

“Öldürülmemiş olsaydı şu anda kesinlikle çok mutlu olurdu. Çünkü ülkesinden ayrılmak istemiyordu. Ama bir o kadar da üzüntülü olduğunu söylerdi Türkiye için. Çünkü her zaman ülkesiyle övünmek isterdi. Bu kararın ardından Türkiye’de hukuki ve siyasi olarak çok şeyin değişeceğine inanmak istiyoruz. Umarız bugüne kadar ifade özgürlüğüyle ilgili veya cinayet soruşturması ve davası sürecinde üzerine düşen hiçbir görevi onun övünebileceği şekilde yerine getirmeyen Türkiye Devleti, bugünden sonra suçluyu aklayan, suçsuzu mahkum eden bu tavrından vazgeçer ve toplumun vicdanına layık bir devlet gibi davranmanın ilk adımlarını atar.”

Türkiye Dink davasında mahkum oldu…

Turnusol – 14.09.2010

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi Hrant Dink davasında oybirliğiyle mahkum etti. AİHM, Dink’in yaşam ve ifade özgürlüğü ve mahkemeye etkin başvuru haklarının çiğnendiğini tescil etti. Hrant Dink Dava İzleme İnisiyatifi, kararın sunumu ve tartışılması için basın toplantısı yapıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2007 yılında suikast sonucu hayatını kaybeden Agos yayın yönetmeni gazeteci Hrant Dink davasıyla ilgili kararını açıkladı. Mahkeme Türkiye’yi mahkum etti.

AİHM, ölümünden önce Hrant Dink’in ve daha sonra ailesinin yaptığı 5 ayrı başvuruyu ele aldığı davayı ortak bir karara bağladı. AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkı, ifade özgürlüğü ve etkili başvuru hakkıyla ilgili maddelerini ihlal ettiğini belirtti.

Ailesi, Hrant Dink’in Türkiye’de yargılanıp mahkum olmasıyla aşırı uçların hedefi haline geldiğini, devlet tarafından korunmadığını ve saldırının faillerinin etkili şekilde soruşturulmadığını söylemişti.

Kararın detayları henüz açıklanmadı. Türkiye, Dink Ailesi’ne toplam 133 bin 595 avro (256 bin 500 TL) ödeyecek.

‘DAVADA TETİKÇİLER VAR, KAMU GÖREVLİLERİ YOK’

Dink ailesinin avukatı Arzu Becerik ise AİHM kararını NTV canlı yayınında şöyle değerlendirdi:

“Bu beklediğimiz bir karardı, özellikle ifade özgürlüğü konusunda. Türkiye’deki hüküm uluslararası kriterlere aykırılık oluşturuyordu. Ayrıca yaşam hakkı konusundaki karar da yine beklediğimiz bir hükümdü. Cinayetten önce kamu görevlilerinin gerekli önlemleri almamış olmaları, gelen istihbaratları yeterince değerlendirmemeleri, sorumlular hakkında gerekli davaların açılamaması gibi unsurlar vardı.

AİHM kararı çok anlaşılır bir şey, İstanbul 14. Ağır Ceza’da görülen davada sadece tetikçiler var, kamu görevlileri yok. AİHM’e biz bunu anlattık ve bu doğrultuda bir karar verdi.

Bundan sonra yürüyen davalar var, o davalarda da bir yanıt alamadık, birçok talebimiz var ve bunlar da karşılanmadı. Yargılama süreci devam ediyor, sona erdiğinde AİHM’e başvuru yapacağız. Sorumlular ve kamu görevlileri yargılanıp ceza alana kadar çabamız sürecek.”

SAVUNMA TEPKİYLE KARŞILANMIŞTI

Hrant Dink’e 301. maddeden verilen cezaya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM’) Hükümetin gönderdiği savunma basında yer almış ve büyük tepkiyle karşılanmıştı. Savunmada, Hrant Dink’in öldüğü için mağdur sayılamayacağı iddia edilmiş ayrıca Hrant Dink ‘Türklüğü aşağılamak, halkı kışkırtmak ve nefret söyleminde bulunmak’la suçlanmıştı. Bunlarla da yetinilmeyen savunmada, Dink’in cezalandırılmasına emsal olarak Nazi örgüt lideri Alman Kuhnen’in Yahudi soykırımını inkâr ettiği yazısını AİHM’in suçlu bulması gösterilmişti.

Tepkilerin ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dostane çözüme gidilebileceğini söylemiş, ancak bu gerçekleşmemişti.

Hükümetin yaptığı bu savunmaya tepkisini Taraf gazetesine yolladığı bir yazıyla gösteren Arat Dink, şöyle demişti: “Devlet ve katiller arasındaki benzerlik, savunmalarındaki benzerlikten ibaret değildir. Savunmaların benzerliği, aralarındaki benzerliğin sebebi değil tam tersine sonucudur. Dahası aralarındaki ilişki benzerlikten çok aynılıkla açıklanabilir…”

BASIN AÇIKLAMASI YAPILACAK

Hrant Dink Dava İzleme İnisiyatifi, AİHM’in Hrant Dink davası kararının ayrıntılı olarak sunumu ve tartışılması için bir toplantı gerçekleştiriyor. Basın toplantısı, 15 Eylül Çarşamba Saat: 11.00′de İstanbul Taksim Meydanındaki Taxim Hill Otel’de gerçekleştirilecek.

Dava İzleme İnisiyatifi tarafından AİHM kararıyla ilgili basına verilen bilgi şöyle:

HRANT DİNK DAVASI HAKKINDA BASIN BİLDİRİSİ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Hrant Dink ile ilgili yapılan başvuruları karara bağladı ve Türkiye’yi mahkûm etti.

Hrant Dink, öldürülmeden önce, o zaman yürürlükte olan Ceza Kanunu, m. 159’da düzenlenen Türklüğe hakaret suçlamasıyla hakkında verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “insan haklarına saygı yükümlülüğü”nü düzenleyen 1. maddesi, “ifade özgürlüğü”nü düzenleyen 10. maddesi ve “âdil yargılanma hakkı”nı düzenleyen 6. maddesinin ihlâl edildiği gerekçesiyle AİHM’ye başvurmuştu.

Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, cinayet ihtimalini bildiği halde önlemeyen ve Hrant Dink’in korunması konusunda hiçbir önlem almayan İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon Jandarma Komutanlığı görevlileri hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca yürütülen incelemeler sonucunda, hiçbir kamu görevlisi hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmişti. Dink ailesi iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, AİHS’nin “insan haklarına saygı yükümlülüğü”nü düzenleyen 1. maddesi, “yaşam hakkı”nı düzenleyen 2. maddesi, “âdil yargılanma hakkı”nı düzenleyen 6. maddesi ve soruşturmanın etkili sonuçlar doğuracak bir biçimde yapılmasını düzenleyen “etkili başvuru hakkı”nı düzenleyen 13. maddesinin ihlâl edildiği gerekçesiyle AİHM’ye başvurmuştu.

Aynı şekilde, cinayetin ardından Ogün Samast ile çektirdikleri fotoğrafları basına yansıyan Samsun Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma görevlileri hakkında da 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılan ön incelemeler sonucunda, hakkında soruşturma yürütülen 23 kamu görevlisinden sadece iki kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmiş ve dava açılmıştı. Ancak bu iki kamu görevlisi de yapılan yargılama sonucunda beraat etmişti. Dink ailesi, haklarında soruşturma izni verilmeyen 21 polis ve jandarma görevlisi bakımından iç hukuk yolları tükenmiş olduğundan, bu konuda da, AİHS’nin 1, 6, 13 ve “ayrımcılık yasağı”nı düzenleyen 14. maddesinin ihlâl edildiği gerekçesiyle AİHM’ye başvurmuştu.

Hrant Dink’in ölümünden önce, kendisi tarafından, ifade özgürlüğünün ihlâli nedeniyle yapılan başvuru ile Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, Dink ailesi tarafından yapılan başvuruları birleştirerek inceleyen AİHM, 14 Eylül 2010 günü kararını açıkladı.

AİHM, resmi internet sitesi üzerinden açıklanan kararında, Hrant Dink’in yargılanmasına neden olan cümlenin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine devletin Hrant Dink’in görüşlerini ifade edebilmesi için gerekli ortamın sağlamadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve Hrant Dink’in öldürüleceği emniyet birimleri tarafından bilinmesine rağmen yaşam hakkı korunmadığı için yaşam hakkının ihlâl edildiğine; devletin bu cinayeti aydınlatmak konusunda etkili bir soruşturma yürütmediğine oybirliğiyle karar verdi.

AİHM kararında varılan sonuçlar kısaca şöyledir:

“Planlanan suikasttan ve bu suikastın yakın bir zamanda gerçekleştirileceğinden haberdar olan üç makamın hiçbiri, suikastı önlemek için herhangi bir adım atmamıştır. Türk Hükümeti tarafından da vurgulandığı üzere, Fırat Dink’in polis koruması talep etmemiş olduğu kabul edilmektedir. Ne var ki, Dink’in kendisine yönelik suikast planını bilme ihtimali bulunmamaktaydı. Fırat Dink’in yaşamını korumak için eyleme geçmesi gerekenler, bu plandan haberdar olmuş olan Türk makamlarıydı.”

“Mahkeme öncelikle, valilik il idare kurulunun, alt düzey iki görevli dışında, Trabzon jandarma görevlilerine karşı ceza davası açılmasına izin vermeyi reddetmiş olduğunu kaydetmiştir. Alt düzey yetkililer tarafından bilginin iletilmesinin ardından uygun adımları atmaya yetkili yetkililerin bu adımları atmama sebepleri hakkında hiçbir yargısal hüküm verilmemiştir. Bunun yanı sıra, alt düzey yetkililer müfettişlere yalan beyanlarda bulunmaya zorlanmıştır. Bu durum, söz konusu olaylarla ilgili delil toplamak için adımlar atılması ödevine yönelik açık bir ihlal ve sorumlu olanların tespit edilmesi için yürütülen soruşturmanın kapasitesine engel olunması yönünde planlı yürütülen bir işlemdir.”

“Mahkeme, Trabzon jandarması ve İstanbul polisi ile ilgili soruşturmaların yürütme erkine ait resmi görevlilerce yürütülmüş olduğunu ve maktulün yakınlarının bu işlemlere dahil edilmemiş olduğunu gözlemlemiş bulunmaktadır; ki bu durum soruşturmaları zedelemiştir. Bir emniyet müdürünün, sanığın eylemlerini desteklemiş olma şüphesi de ayrıntılı bir soruşturma konusu yapılmamış olduğu görünmektedir.”

“Bu nedenledir ki, Fırat Dink’in yaşamının korunmasında meydana gelen eksikliklere yönelik olarak hiçbir etkili soruşturma yürütülmemiş olduğundan, 2. maddeye yönelik bir ihlal bulunmaktadır (2. maddenin “usuli yönü” ile ilgili olarak).”

“Mahkeme, Fırat Dink’in suç isnat edilen ifadeyi kullandığı yazı dizisinin tamamı incelendiğinde, kendisinin “zehir” olarak tanımladığı şeyin Yargıtay tarafından onandığı üzere “Türk kanı” değil, Ermenilerin “Türk halkına yönelik algısı” ve Ermeni diasporasının Türkiye’nin 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması yönünde yürüttüğü kampanyanın saplantılı niteliği olduğunun açıkça gözler önüne serildiği hususunda Yargıtay Başsavcısının görüşünü paylaşmaktadır. Mahkeme, Yargıtay’ın söz konusu ifadeyi yorumlayıp fiili ifadeye Türk kimliği kavramını yükleme biçimini analiz ettikten sonra, Yargıtay’ın aslında Fırat Dink’i, 1915 olaylarının soykırım teşkil ettiği görüşünü inkâr etmesinden ötürü Devlet kurumlarını eleştirdiği için dolaylı olarak cezalandırdığı sonucuna varmıştır.”

“Tarihsel gerçeğin aranmasının ifade özgürlüğünün bölünmez bir parçası olduğunu yinelemiştir. Bu nedenledir ki Mahkeme, Fırat Dink’in Türk kimliğini tahkir etmekten ötürü mahkûmiyetinin herhangi bir “acil toplumsal ihtiyaca” cevap vermediği sonucuna varmıştır.”

“Devlet sadece kişinin ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahaleden kaçınması gerekmekle kalmayıp, aynı zamanda kişinin ifade özgürlüğü hakkını özel şahısların saldırıları da dahil olmak üzere her türlü saldırıdan koruma yönünde bir “pozitif yükümlülük” altındadır. Mahkeme, yetkili makamların Fırat Dink’i aşırı milliyetçi bir gruba mensup kişilerin saldırısına karşı koruyamamasına ilişkin ve ayrıca mahkûmiyet kararının “acil bir toplumsal ihtiyaç” bulunmazken verilmesine ilişkin tespitleri ışığında, Türkiye’nin Fırat Dink’in ifade özgürlüğüne ilişkin “pozitif yükümlülüklerine” riayet etmemiş olduğu sonucuna varmıştır.”

“Yaşam hakkına ilişkin olaylarda, 13. madde sadece uygun hallerde tazminat ödenmesini değil, aynı zamanda sorumluların teşhis edilip cezalandırılmasını sağlamaya muktedir ve ailenin soruşturmaya etkin erişimine imkân veren derin ve etkili bir soruşturma yürütülmesini de gerektirmektedir (bu gereklilik 2. madde tarafından getirilen etkili soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün ötesine geçmektedir). Bu nedenledir ki, başvuruculara tazminat davası gibi teoride var olan diğer hukuk yollarına erişim imkânı verilmemiş olduğundan, somut olayda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi Mahkeme’nin Sözleşme’nin 2. maddesiyle birlikte ele alındığında 13. maddesine yönelik bir ihlalin de mevcut olduğu tespitine varmasına yol açmıştır.”

Dink Davası AİHM Kararıyla Genişleyecek

BİA Haber Merkezi – 15.09.2010

Dink ailesi avukatları, AİHM’nin verdiği mahkumiyet kararının Türkiye’deki davayı etkileyeceğini açıkladılar. Avukat Çetin, “Olayda sorumluluğu bulunan MİT, jandarma, polis ve devlet yetkilileri hakkında da soruşturmaların açılması için başvuruda bulunacağız” dedi.

Dink ailesi avukatları, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007′de öldürülmesiyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi “yaşama hakkı”, “ifade özgürlüğü” ve  “etkili başvuru hakkı”nı ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum ettiği karara ilişkin bugün bir açıklama yaptı.

AİHM kararının Dink davası dosyasına ekleneceğini belirten avukatlar olayda sorumluluğu bulunduğunu düşündükleri MİT, jandarma, polis ve devlet yetkilileri hakkında soruşturmaların açılması için başvuruda bulunacaklarını açıkladı.

Taksim Hill Otel’de düzenlenen toplantıya, avukatlardan Fethiye Çetin ve Arzu Becerik’in yanı sıra Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Turgut Tarhanlı, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel İnceoğlu ile Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş katıldı.

Çetin, konuşmasında Dink’in ölümünden önce aldığı tehditlerle ilgili davaya da yansıyan gelişmeleri anımsattı, “AİHM kararı, soruşturmanın seyrini etkilemelidir” dedi.

AİHM kararını bir “fırsat” olarak değerlendiren Çetin, “Dink cinayetine giden taşların döşenmesine kimlerin ve nasıl yardımcı olunduğunun araştırılması gerektiğini” belirtti. Çetin, “Hrant bu kararı görmeyi çok istiyordu ve o karar geldi. Biz bu kararda gördük ki AİHM Hrant’ı da bizim anlattıklarımızı da anlamış” dedi.

“Avcı, bu açıklamalardan kaçınmalıydı”

Bir gazetecinin Hanefi Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabında Dink cinayetine ilişkin “Ogün Samast’ın tetikçilik görevi üstlendiği, Trabzon’da yuvalanmış bir gençlik çetesinin bağımsız eylemi sonunda öldürüldüğü” iddiasını nasıl değerlendirdiği sorusuna Çetin, şu yanıtı verdi:

“Avcı’nın emniyet içerisinde önemli bir yerde olduğu düşünülecek olursa büyük olasılıkla kendisinin de kulağına cinayetin bazı aşamaları hakkında bilgiler gelmiştir. Avcı, bu kadar net açıklamalardan kaçınmalıydı.”

Çetin’in ardından söz alan Koptaş da şunları söyledi:

“Hrant bugün 56 yaşına girdi. Bu kararın bizim açımızdan manevi ve siyasi anlamları var. Manevi olarak, Dink, AİHM’ye öldürülmesinden sekiz gün önce başvurmuştu. Kendi alnına çalınan bu kara lekeyi temizlemek istiyordu. Hrant’ın Türk düşmanı, ırkçı olmadığı onayının Avrupa mahkemelerinden geldiği gibi gönül isterdi ki Türk mahkemeleri de böyle bir karar versin.”

“Aynı belgelerle AİHM bu kararı verdi”

Prof. Dr. Tarhanlı da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) üç konuda ihlal edildiğini belirtti. “Bu çok ağır bir sonuç aslında. Bu ağırlığı hissetmemiz gerekir” dedi.

Prof.Dr. İnceoğlu da Türkiye’nin “yaşama hakkı”nı ihlalden mahkûm edilmesinin çok ciddi bir sorun olduğunu söyledi.

Avukat Becerik de AİHM’ye gönderilen tüm belgelerin iç hukukta yürütülen davanın dosyasında da yer aldığını buna karşın iki kararın birbirine taban tabana zıt olduğunu söyledi.

“AİHM, aynı belgelerle bu sonuca varabildi. Biz bunu iç hukuktan da bekliyoruz.”

‘AİHM Hrant’ın meramını anlamış’

Milliyet – 15.09.2010

Hrant Dink’in ailesinin avukatı Fethiye Çetin, AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm eden kararına ilişkin, “Bu kararda AİHM, Hrant’ın meramını anlamış. AİHM, Hrant’ın 2004’ten beri nasıl hedef gösterildiğini, nasıl cinayetin adım adım hazırlandığını, nasıl medyanın ve yargının burada rol aldığını anlamış” dedi.

Avukatlar ve akademisyenler AİHM kararını yorumladı.

Dink ailesinin avukatları ve akademisyenler dün bir basın toplantısı düzenledi. Avukat Çetin, şunları söyledi:

“Hrant Dink’i, Türk düşmanı olarak lanse ettiler. Hrant, AİHM kararını göremeden aramızdan ayrıldı. AİHM, İstanbul Emniyeti’nin ve jandarmanın kusurlarını anlamış.”

Dink ailesinin AİHM avukatı Arzu Becerik de “AİHM resmin tamamını görebildi. Biz bunların hepsinin iç hukukta yapılmasını istedik. Kamu görevlilerinin yargılanmasını istiyoruz” diye konuştu. Çetin, Hanefi Avcı’nın kitabındaki Dink yorumunun sorulması üzerine, “Avcı bu kadar açık ifadelerden kaçınmalıydı. Çok önemli görevlerde yer aldı. Dink’le, bu uğursuz planla ilgili kulağına bir şeyler de gelmiş olabilir” diye konuştu.

Sorumlu emniyet görevlileri yargılanmalı

DHA – 16.09.2010

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul’da öldürülmesi olayında ihmalleri olduğu gerekçesiyle haklarında dava açılan dönemin Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz ve 7 askerin yargılanmasına Trabzon 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Mahkeme Hâkimi Şevki Uluçam, Albay Ali Öz’ün avukatı Ali Sürmen’in geçen celsede yaptığı reddi hâkim talebine ilişkin prosedürün tamamlanmadığı gerekçesiyle duruşmayı 24 Kasım’a erteledi. Dink Ailesi’nin avukatlarından Engin Cinmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) dün verdiği kararın bütün yargı mercilerinin kararını etkileyebileceğini vurgulayarak, “AİHM kararı Dink davasını yeni bir aşamaya soktu. Bugüne kadar yargı önüne çıkarılamayan bu işten sorumlu Emniyet görevlilerinin de bu karar çerçevesinde artık yargılanabilmesi lazım. Sadece tazminatları ödeyerek bu karar tatmin edilemeyecektir” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Hrant Dink davasında Türkiye’yi mahkûm etmesiyle ilgili İstanbul’da düzenlenen toplantıda konuşan Dink Ailesi’nin avukatı Fethiye Çetin, Hrant Dink’in AİHM kararını sabırsızlıkla beklediğini belirterek, “Bu karar ölümünden neredeyse 3 yıl sonra geldi. Gördük ki AİHM Hrant’ı, onun meramını anlamış” dedi. Dink Ailesi’nin AİHM avukatı Arzu Becerik ise “Karar kamu görevlilerinin yargılanmasının önündeki engellerin kalkması için çok önemli. Kararın 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nce de görülmesini istiyoruz” diye konuştu.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.
Share.

Comments are closed.